6 Ocak 2015 Salı

Abe Kobo - Kutu Adam

Bir adam kutu içinde yaşamaya başladığı zaman görülemez, görülemediği müddetçe görenin kim olduğunu anlayamamaya başlar. Ellis'in Glamorama'daki düşünce biçimi geçerlidir: "Ne kadar iyi görülürsen o kadar iyi görürsün." Kutu adam için önemsiz şeyler. Zaten görüş açısı küçük. Kutu dışındaki halinden daha az gördüğü için düşünecek daha çok şey var. Kutu bir başka dünyaya açılan kapı olsa, o zaman görülen dünyaya bakıldığında bir bulantı yaşanacak. Var. Öyleyse geçen zaman duygusunun kaybı kayıp mıdır, değildir. Serserilerle karıştırılmak kayıp mıdır, evet, çünkü serseriler kutu adamları döver. Kutu adam dövüşemez, kolunu kaldırıp vücudunu sağa veya sola çevirerek darbe indirmeye çalışır. Bir kutu içinde yaşamak, fenomenlerden kurtulup saf bilince ulaşmanın yanından yer. Evreni reddetmektir, evren içindeki evreni kabullenip dışarıyla iletişimi en alt düzeye indirmektir. Evreni kabul etmektir çünkü kutu uzayda bir alan kaplar. Adam için aynı şey geçerli değildir. Bunların hepsi için lazım olanlar: 

- Boş bir karton kutu
- Kenarları 50 cm. civarında, kare şeklinde yarı saydam bir plastik
- İki metre demir tel
- Su geçirmez yapışkan bant
- çakı şeklinde açılıp kapanan bir bıçak
- Ve, özel açık hava teçhizatı için üç büyük parça kullanılmış bez, bir çift kauçuk bot.

A. o, penceresinden baktığında bir kutu adamla yüz yüze geldiği zaman arkadaşından havalı tüfek almış ve kutu adamı vurmuş. Sonrasında altı gün pencerenin önünde beklemiş ve en sonunda başına bir kutu geçirerek evinden çıkıp gitmiş, bir daha da kimse onu görmemiş. Vurulan kutunun günlüğüne yazdıklarından takip edeceğiz olanı ve olmayanı. Şöyle diyelim ki kutu ve bir iş söz konusuysa kutu o işi yapmaz. İş, kutu tarafından eyleme uğrama yoluyla yapılmaya doğru ilerler. Belki patafiziğin egemenliği başlamıştır, kim bilir. Bir tek kutu.

Tedavi için giysilerini çıkardığında fotoğrafçı bir et ve kemik yığını ortaya çıkar. Eski model, yeni hemşire için kutu satın alınacak bir şeydir, Elli bin yen. Kutudan nasıl bir varlık çıkacaktır, o da belli değil. Yine de para alınır, kutu teslim edilir ve hemşirenin çıplaklığıyla -artık sahte kutu adam ya da SKA diyeceğimiz- doktorun kutuluğu bir pencereden izlenir. Kadının soyunması ve SKA tarafından izlenmesi, görme-görülme açısından önemli bir noktadır. Asıl kutu adam -kutuluğunun bitmesine rağmen kayıp kimliği konusunda endişeye düşülecek bir şey yoktur, kayıptır hala- kadının çıplaklığını izleyen SKA'yı kıskanır, bunu susadığı zaman su içtiği bir resmine bakmaya benzetir. Bu jübilesini yapmış adamla SKA'nın birliği öylesine şiddetlidir ki çıplak kadının karşısında kendisi varmış gibi kadını yemek ister bir ara. İki farklı ucun birleştiği nokta. Bir yanda teşhir, diğer yanda kutuluk, cinsel kimliklerin silinmesi, belki de modern zamanların muaşakasının bir eleştirisi, ya da ben'in ortadan kalkmasına doğru bir yöneliş. Bir yansıma; metinde aynaya tutulduğunda okunabilecek bir cümle, şahit olunan sahnenin daha önce yaşandığını belirtir. Yaşanmış gibi olduğunu.

Bölünmenin ardından "yazar ben'le hakkımda yazılan ben arasındaki tatsız ilişkiler" anlatıcının -o da kimse- aklını kurcalayan mevzular olacak ve metni iki farklı açıdan izleyeceğiz. Butor'nun karakter hakkındaki düşüncelerini hatırlamak iyi olur, ben'i anlatırken asla aynı kişi olmayacağız, Anlattığımız kişi kendimiz değiliz. Metin değiştirir, zaman değiştirir, kendimiz olmamamız için bir sürü etken var. Neyse, şunu belirtmekte fayda var ki doktorumuz da bir replika. Eğitimi olmamasına rağmen çalışarak kendini geliştirmiş ve bunu bir tutku haline getirdiği için gerçek doktorlardan çok daha iyi bir birikime sahip hale gelmiş. Yerini aldığı doktorsa madde bağımlısı bir adam. Hemşire olarak çalışan eşinin sahte doktorla birlikte olması pek bir anlam taşımıyor ve birbirlerinin yerine geçmeleriyle bir kutu içinde yaşamaları arasında hiçbir fark kalmıyor bir noktadan sonra. Anlatıcının kimliği belirsizleşiyor, sahtenin gerçeği öldürüşüne tanık oluyoruz. Cinayet işleniyor, intihar süsü veriliyor ve kimlik arama çabaları sona yaklaşırken metini ambulans sirenleriyle bitiriyoruz.

"Eğer insanlar başkalarının bakışlarından kaçarak yaşamaya devam ederlerse, bunun nedeni insan gözünün yanlışlıklar ve sanrılar yarattığına emin olmalarıdır." (s. 85)

Calvino'nun sözüyle kıyaslarsak, yalanın sözlerde değil de şeylerde olması ve bu, insanın bir kutu içinde yaşamak isteyecek kadar yalan bir şey olmasına geliriz. İnsanın ben'ini araması diğer her şeyden uzaklaştırıyor, nesneler insanların devinimlerine göre varlıklarını sürdürüyor. İnsanın bir "şey" olmaktan çıkmasının yolu kutu olmaya varıyor sonunda, hiç olmaya. Toplumsal bir pay da çıkarılabilir; Baudrillard'a yaklaşan kısımlar var. Televizyon, tüketim ve kitlenin bitmez tükenmez soğuruculuğu karşısında varlık gösterebilmek için bir kutu gerekiyor sadece. 

Japonya'nın Beckett'ı, Kafka'sı olan Abe Kobo'nun iki kitabı Türkçeye çevrilmiş, birini bulmak çok zor. Diğer eserleri de çevrilse süper olur.

2 yorum:

  1. Kitabı bir iki sene önce okuyup hiçbir bok anlamamıştım. Elim giderse bi gayret yine okuyacağım.

    YanıtlaSil
  2. Dertli kitap ya, ben de kıyısından köşesinden tutunana kadar çaba harcadım çok.

    YanıtlaSil