"'Zorunsuz' bir konum olan dünyanın konumu ile 'zorunlu' ve mutlak kuşkulanılamaz bir konum olan saf ben'imin ve ego-lojik yaşanmışlığımın konumu karşıtlık halindedir. 'Kişi' olarak verilen her şey (var olduğu gibi) olmayabilir de, 'kişi' olarak verilen hiçbir yaşanmışlıksa var olmamazlık edemez."

Deneyime dayanmayan her şeyin olanaklılığı, her şeyin yanlış olduğu bilgisiyle çarpıştığında insanın yok olma deneyimini doğurur, tek bir deneyim, yanlıştan tek bir çıkış yolu. Bu yolu kullanmaz insanlar, çocuk yaparlar bir de. Çocuk yapmak, diyor Oehler, insanın kendine hiçbir şey sormadığı anların sonucudur. İnsan gerçekten sormaz, sadece yapar, gerçekten sorsa yapmayacaktı ama sorma ediminin hiçbir önemi yok, kepazelik, Rust aslında Oehler olabilir mi diye düşünüyorum ben, Oehler çocuk yapanların en büyük cezaya çarptırılması gerektiğini söylüyor, kafasız insanlar çocuk yapıyor ve çocuklar devlet tarafından kafasızlaştırılıyor, hiçlikten hiçliğe, posası sıkılan insanlar devlete verebileceklerini verip birkaç anıyla ayrılıyorlar bu dünyadan, var oluş bir simülasyona dönüşüyor ve asıl varlık bu çarpıklık olmaktan öteye geçmiyor. Çarpıklık, doğanın ürettiği onca acı, insanın acı çekme kapasitesinin sınırsız olması, hepsi bir mekanizmanın parçaları olarak beliriyor, doğa kendinden olmayanı istemiyor, insanı istemiyor, bunu pek çok uçuk kaçık filmde, kitapta gördük, istenmediği yerde duran kişi kafasızdır, istenmediğinin farkına varmayan daha da ahmaktır, demiyor Oehler, ben diyorum bunu, Oehler'se Karrer'den alıntı yapıyor, anlatı içinde anlatı, kaç kat olduğunu sayamadım, bilmiyorum, birinin diğeri olması bana hiçbir sorun çıkarmaz, Oehler için sorun değil, o sadece anlatmak istiyor, anlatıcıya anlatmak, anlatıcı da anlatabilsin diye, söz gelimi hastanelerin çekilmezliğiyle dışarının çekilmezliğini farklı kılan bir şey olmadığını, hastanelerin ve Kerrer'inki gibi psikiyatrların saçmalık olduğunu söylüyor, bunlar sağaltımdan çok yıkım için oradadırlar, başka bir amaçları yoktur, derin düşünme sanatını yok eden yerlerdir, yok olmaya yol açacak düşüncelerin belirmesinden hemen önce düşünmeyi kesme sanatını yok ederler, birbiriyle ilgisiz pek çok şeyin bir araya gelip mutlak sonu -deliliği, ölümü vs.- getirmesini engellemezler, Kerrer'in başına gelen engellenemeyecek bir şeydi. Uzunca bir bölüm, Kerrer'in delirme anları için. Kerrer'in arkadaşı Hollensteiner'in dehası ve intiharı, Kerrer'in delirme anları için bu da. "Bu ülkenin güzelliği ile bu devletin hainliğini karıştırırsak, diyor Oehler, intihara varırız." (s. 30)
Spiraller, genişleyen spiraller, Bernhard'ın üslubu.
Evet. İsviçreli ve hayat arkadaşı Moritz'e geldiğinde anlatıcı düşünsel boşluğunu Moritz'e açmak için oradaydı, karanlığını kusuyordu, varlığının duyurduğu dehşeti haykırıyordu, yarıda kaldı. İsviçreli ve İranlı hayat arkadaşı geldiler, handalar, anlatıcı da handa, İsviçreli bazı işleri için oradan ayrıldı, kadınla adam ormanda yürüyüşe çıktılar, adam yaşamak için bir amacının olduğunu anladı, kadın onu yaşatacaktı, kadının varlığı yeterliydi çünkü kadın Schubert ve Schumann'ı biliyordu, Kierkegaard ve Schopenhauer'ı biliyordu, derinlikliydi, tüketilebilirdi, tüketildi ve adam, kadını tükettiği gibi bıraktı. Kendisi çoktan tükenmişti; yazılamayan metinler, yazılsa yazarını yok edecek metinler, araştırmalar, bilimsel işler, bilimsenmeyen işler, birçok iş insanı yok edebilirdi ve adam birini seçti, kadın ortaya çıkana kadar kendisini evine kapadı, kentten ve köyden ayrı ayrı nefret etti, aynı izlekler etrafında dehşet bir anlatı kuruldu kısaca. İsviçreliyle İranlı arasında bir yok etme biçimi belirdi, birbirini parçalayan iki insan, zamanında birbirlerinin paraziti olmuş iki insan ayrılamıyordu, biri diğerini yok edecekti, ancak öyle ayrılabileceklerdi, çok zengin olan adam, kadını yok edebilmek için soğuk ve nemli bir yerden arazi almaya karar verdi, emekliliğinde o araziye bir ev yaptıracaktı, İranlı kadın sıcak memleketlerden başkasını bilmediği için bu çürüyen doğanın içinde yaşamaya mahkum olacaktı ve karşı çıkamayacaktı, her şeyi kabullenmişti, her şeyin kendi hatası olduğunu biliyordu ve yok olmanın başka bir yolu olmadığını biliyordu. Doğru değil, en sonunda öğrendi ve kendini bir kamyonun altına attı. Kendini yok etti, onurlu bir davranış. Adamla konuşmaları sırasında, adamın intihar edip etmeyeceğine dair bir sorusuna, "Evet," demişti, etti. Evet, anlatı adını bu onaydan, anlatının sonlandığı satırdaki onaydan alıyor.
İkisi de ağır anlatılar. Birinde müzik-felsefe ilişkisi var, diğerinde Wittgenstein soslu yürümek-felsefe-anlam üçlemesi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder