16 Şubat 2014 Pazar

Stephen King - Mahşer

Oğlum biz hiçbir şey okumamışız lan.

Bunun 300 küsur sayfalık olanını lisede okumuştum, muhteşemdi. Post apokaliptik dünya, mistisizm soslu yaşam mücadelesi, bir gencin ilgisini çekebilecek her şey. On numara. Sonra geçen sene tekrar okuyayım dedim, bir yavan geldi... Karakterlerin arka planı tam dolu değil, oradan oraya sürükleniyorlar ama her şey akıp gidiyor, olaylar ansızın gerçekleşiyor ve hop, bitiyor kitap. Klasikler her on yılda bir tekrar okunmalı derler, aynı şeyin bu tür için geçerli olmayacağını düşünmüştüm açıkçası. Sonra bu 1200 sayfalık canavarın çıktığını duydum, okumak yeni kısmet oldu. Heh! İşte mevzu buradaymış zaten. Pek karşılaştırma imkanı bulamadım ama 300 sayfalık olanından daha ilk bölümüyle ayrılıyor. Benzin istasyonuna çarpan araç bölümüyle açılıyordu kısa olan, Stu'yla tanıştığımız bölüm. Hastalıkla bodoslamadan tanışıyorduk. Bunda öyle değil. Laboratuvardan kaçan Charlie'nin ailesiyle birlikte gizlice arazi olması, bu sırada öksürdüklerini görmemiz, sonraki bölümde benzin istasyonuna bindirmesi, hastalığın inanılmaz bir hızla yayılması ve King'in bu yayılma esnasında en küçük detayları bile vermesi, şahane. Ailesine hastalık bulaştıran hemşire, markette üç dakika içinde üç kişiye hastalık bulaştıran adam... Yok yok, okunacaksa bu okunmalı. Öbürü pek yavan.

Kitabın başında King'in okurlara bir notu var, neden öyle olduğunu anlatıyor. Yani neden kitabın kuşa çevrildiğini söylüyor işte. Muhasebeden söylemişler kitabı kısaltalım diye. King kabul etmiş, sonra okurlar tam metnin basılması için baskı yapmış ve bunu da kabul etmiş, çünkü eksik olan bölümlerin hikâyeyi gerçekten zenginleştirdiğini düşünüyormuş. Gerçekten, olan da tam olarak bu. Dev bir epik mevzuyu kırpıp kırpıp basmak da ne oluyor. Efendi olun önce efendi!

Üç kitap şeklinde ayrılmış metin, her bir kitabın sonu hikâye için bir dönüm noktasını belirtiyor. İlkinden başlıyorum.

I. Kitap

Laboratuvar görevlisi Charlie'yle açılıyor mevzu, Charlie ailesiyle birlikte kaçıyor falan, sonra iyice kötüleşiyorlar ve benzin istasyonuna gümbürt. O esnada hastalık Stu'nun yanındakilere bulaşıyor, oradan alıp başını gidiyor zaten. Bu yayılma safhası çok güzel, King insanların doğal yaşamını anlatıyor, araya hastalığı nerede ve kimden kaptıklarını sıkıştırıveriyor. Hayat rutin bir şekilde sürüyor, bir saman nebzesi, önemsenecek bir şey değil. Komşulara gidelim, bilmeden onlara da virüs bulaştıralım ve hastalık vücudumuzu ağır ağır çürütürken aspirin alalım, yatağa düşelim ve olanlara bir anlam veremeden ölelim. Bazıları hayatından sıkılır, rutini kırmak ister ama bunu ölerek yapmak istemez sanıyorum. Bu insanlar ne olduğunu anlayamadan patır patır ölüyor. Televizyonda bir şey yok, gazetede bir şey yok. Hastalığın ilk zamanları. Katliam sessiz sakin geliyor. Ortalık hareketlenecek, dünya nüfusunun çoğu öldükten sonra.

Bu hastalığın yayılmasının ardından karakterlerle tanışıyoruz birer birer. Stu zaten ilk gördüğümüz. Stu'nun geçmişinde hasta bir anne, okuyamayıp çalışmak zorunda kalan bir genç var. Yokluktan gelmiş, hesap makinesi fabrikasında çalışan bir adam. Salgınla birlikte herkesin bir görevi olacak, herkes yavaş yavaş değişecek ama Stu'nun ne kadar değiştiğini pek göremeyeceğiz, çünkü geçmişine şöyle bir değiniyor King ve geçiyor. Sonlara doğru, onca mevzudan sonra çok değiştiğini düşünüyor Stu, bu kadar. Bence King'in biraz havada bıraktığı bir adam olmuş. Yol boyunca en çok onu göreceğiz ama bir Larry Underwood kadar, bir Frances Goldsmith kadar bilmiyoruz hikâyesini. Lakin delikanlı adam, onu biliyoruz bir. Stu'nun yolculuğu kapatıldığı bir araştırma merkezinde başlıyor. Neden ölmediğini anlamaya çalışıyorlar, salgın son aşamaya geçmeden önce. Bulamıyorlar. Tesisin başındaki general bakıyor ki artık kontrol edilemez bir noktaya gelindi, gazetecilerin vurulmasını istiyor falan, en sonunda da intihar ediyor. Son aşamada Stu tesisten kaçıyor, askerler arasında kamplaşmalar oluyor, millet birbirini vurmaya başlıyor. Hele bir canlı yayın olayı var, şahane. Bir stüdyo, programda askerler var ve diğer askerleri vuruyorlar. Hiçbir şeyden haberi olmayan biri vardı, bu programı izliyordu ve haliyle her şeyin bir kurgu olduğunu düşünüyordu. Ölüm korkusunun yol açtığı delilik ve askeriyenin çözülmesi bölümleri harikaydı.

Larry Underwood, albümüyle patlama yapan bir müzisyen. Onca yıl barlarda süründükten sonra nihayet parlıyor ve anında partilerle cozutuyor. Arkadaşları için düzenlediği partide müzisyen bir arkadaşı bunun kulağını çekmese hiçbir şeyin farkında değil; kırılan eşyaların, alınan uyuşturucuların haddi hesabı yok. Herkesi şutluyor, çıkacak faturadan ötürü yıllar sonra annesinin yanına gidiyor ve annesi buna giydiriyor bir güzel. Larry sürekli alan, kendini düşünen ve vermeyi bilmeyen biri. Bencil. Kendi çıkarı için zekasını on numara çalıştırabiliyor, salgından sonra bencilliğiyle sık sık yüzleşecek, doğal olarak kendiyle de. Değişecek. Hastalık yayılmaya başladığı sırada annesinin yanında kalıyor.

Nick, dilsiz ve sağır bir genç. Çok okuyan, analitik düşünebilen biri. Otostop çekerek şehirden şehre gidiyor ve günlük işlerde çalışıyor. Gittiği bir kasabada dayak yiyor ve soyuluyor, şerif buna yardım ediyor, yatacak yer veriyor falan. Hastalık yayılmaya başladığı sırada kasabada.

Frannie hamile, babası son derece anlayışlı ama anne, ilk oğulları öldüğünden beri kontrol manyağı. İkisi de ölüyor, Frannie kasabadaki çirkin oğlan Harold Lauder'la birlikte yola çıkmak zorunda kalıyor. Harold da kilit bir karakter, dark side'a geçmesinden, iç çatışmalarından ayrı bir kitap olur. Lauder, lisede dalga geçilen şişko çocuk. Çok okuyor, yazıyor ve kokuyor. Uzun saçları yağlı, yarım dünya bir kardeşimiz. Frannie'ye aşık üstüne. Mevzu çıkacağı belli.

Bu kahramanlar yola çıkarken çok şey kaybetmiş durumda. Aileler dahil, tanıdıkları herkes ölüyor. Bilinmeyene doğru, ellerinde hiçbir şey yokken yola çıkıyorlar. Frannie ve Harold beraber, Nick tek başına, Larry ise Rita Blakemoor adlı bir kadınla. Geçmişlerini de yanlarında sürüklemek zorunda kalıyorlar; Larry ve Rita'nın kısa ilişkisi mesela. Rita varlık içinde yaşamış, mücadele hakkında pek bir fikri olmayan bir kadın. Durmadan ağlıyor, yanlış yaptığında Larry'den özür diliyor sürekli. Larry kadınla uğraşmak istemiyor, bırakıp gitmeyi düşünüyor. O andan önceki bütün sıkıntılı anlarda olduğu gibi. Kadını bırakıyor da, tek başına New York'tan çıkmak için karanlık bir tünele girdiğinde fark ediyor kadına ihtiyaç duyduğunu. Geri dönüp kadını buluyor ve birlikte yol alıyorlar, Rita intihar edene kadar. %70 kaza, %30 intihar diye düşünüyor Larry, bir de geçmişinde yarıda bıraktığı insanları. Kitapta kendiyle en büyük mücadeleyi veren insan Larry herhalde. Kahramanın bol acılı arınma yolculuğu. Elindeki her şeyi yitirdiği zaman, en dibe vurduğu an yukarı çıkmaya başlayacak.

Nick, yolda Tom Cullen'a rastlıyor. Zeka geriliğinden mustarip Tom, Nick'i gördüğünde çok mutlu oluyor ve onunla gitmeyi kabul ediyor. Nick de Tom'u pek seviyor, insanlar kendisine özürlü muamelesi yaptığı için Tom'a sempati besliyor ve birlikte yola devam ediyorlar. Tom daha sonra Nick'i bir hortumdan kurtarıyor, böylece aralarında kopmaz bir bağ oluşuyor.

Stu, Glen Bateman'la karşılaşıyor. Glen sosyoloji profesörü, kaosun esir alıp yıktığı şehrin kalıntıları üstünde resim yaparken çıkıyor ortaya. Kitapta yeni bir toplumun kurulması, kıyamet sonrası bir dünyada sağ kalanların neler yapabilecekleri üstüne felsefi fikirleri Bateman aracılığıyla veriyor King. Basit bir örnek: "Bana tek başına bir kadın veya erkek göster, sana bir aziz göstereyim. Sayıları ikiyi bulursa, aşık olurlar. Üç olursa 'topluluk' adını verdiğimiz şirin oluşum meydana gelir. Dört kişi olurlarsa bir piramit inşa ederler. Sayıları beş olursa biri dışlanır. Altı kişi olduklarında önyargıyı tekrar icat ederler. Yedi kişi olurlarsa yedi yılda savaşı tekrar icat ederler. İnsan, Tanrı'nnın yeryüzündeki yansıması olabilir, ama insan toplumu, şeytanın yansımasıdır ve daima eve dönmeye çalışır." (s. 415) Bununla sınırlı değil elbette; büyük toplanış sırasında şehrin yönetiminde Bateman'ın fikirleri çok önemli bir hale gelecek. Şimdi yolculuk zamanı daha. Stu, Frannie ve Harold'la karşılaşıyor ve onlara katılıyor. Harold Stu'yu istemiyor, nefret ediyor adamdan. Frannie'yi elinden alacağını düşünüyor ama Frannie zaten onun değil, aralarındaki beş yaş fark çok büyük bir farklılık yaratıyor. Neyse, bu üçü beraber.

Larry Underwood, Nadine Cross'a ve Joe'ya rastlıyor. Joe vahşi bir çocuk, en başta Larry'yi bıçaklamayı düşünüyor sürekli ama Nadine ona engel oluyor. Nadine saçlarındaki aklarla, güzelliğiyle Larry'yi etkiliyor ama ne zaman Larry bir hamle yapsa geri çekiliyor. Bir şeyi bekliyor gibi.

Yolculukta rüyalar giriyor devreye. Bir rüya mısır tarlasında, "evdeymiş gibi hissettiren" bir yerde geçiyor ve çok yaşlı bir kadın, rüyayı görenleri çağııyor. Diğer bir rüya karanlık. Soğuk onları çağırıyor, korkutarak. Randall Flagg, Ejderhanın Gözleri'nin ve Kara Kule'nin mühim adamı, nerede bir gösteri, hareket varsa kaosun tohumlarını eken kara adam, dışlanmışları nefretin gölgesinde toplamak için yürüyor. Lloyd Henreid'i hapishaneden kendi kaçırıp yardımcısı yapıyor. Piromanik Çöpçü'yü uzun bir yoldan getiriyor ve karanlık tarafı seçecek ne kadar insan varsa yanına çekmeye çalışıyor. Rocky Dağları sınır; doğuda Abagail Ana, batıda Randall Flagg.

II. Kitap

Karakterler bir araya geliyor ve rüyaların peşine düşüyorlar. Çöpçü, yolda gördüğü her şeyi yakıyor, petrol rafinerilerine kadar her şeyi. Nick ve Tom, Ana'ya gidiyor, diğerleri de öyle. Ana'nın geçmişi iyice bir inceleniyor, 1900'lerin başındaki beyaz-siyah çatışması falan. Sıkıldığım için almayacağım buraya dsfd. Neyse, Ana'nın evinde bir araya geliyorlar ve daha pek çok gelen olacağı için büyükçe bir şehre doğru yola çıkıyorlar, yoldakiler oraya gelecek. Hatta bitireyim ya, bodoslama bundan sonrası.

Harold, Frannie'nin yolda tuttuğu günlüğü ele geçirip okuyor ve kin gütmeye başlıyor Stu'yla Frannie'ye. Pek iyi şeyler yazmıyor günlükte. Şehre yerleştiklerinde Harold, diğerlerinden uzakta bir ev seçiyor ve kendi günlüğünü yazıyor. Bu sırada Nadine'in içindeki karanlık giderek büyüyor ve Larry'e gidiyor ama Larry yeterince reddedilmiş, sevgilisi de var; Lucy. İçinde bir şey Nadine'i istediğini söylüyor ama kulaklarını tıkıyor ve Nadine'i reddediyor. Kendi için bir şey yapmıyor bu sefer ama Nadine'i de Flagg'in kucağına itmiş oluyor. Nadine, Harold'la birlikte yaşamaya başlıyor, çeşitli cinsel hadiseler yaşanıyor ama Nadine, kendini Flagg için saklıyor. Bomba yapıyorlar, şehrin yönetim kurulunu havaya uçurmayı planlıyorlar. Bunlar olurken Frannie ve Larry, Harold'ın günlüğünü buluyorlar ve ne kadar büyük bir tehlike altında olduklarını anlıyorlar ama her şey için çok geç; hemen hemen bütün baba karakterlerin toplandığı bir eve yerleştirilen bombadan Frannie'nin önsezisi sayesinde kurtuluyorlar. Nick hariç; o bombayı buluyor ve Harold'ın bomba düzeneğine eklediği telsizden gelen sesini mucizevi bir şekilde duyuyor: "Ben Harold Emery Lauder ve her şeyi özgür irademle yapıyorum." gibi bir şey. Ev havaya uçuyor, Nick ve iki üç yan karakter ölüyor. Abagail Ana, diğerlerine haber vermeden çıktığı ve herkesin ödünü patlattığı yolculuktan ölmek üzereyken dönüyor ve Tanrı'nın kendisiyle konuştuğunu söylüyor. Stu, Glen Bateman, Larry ve sonradan önemli bir mevkiye gelen dostları Ralph Bretner'la birlikte batıya doğru bir yolculuğa çıkıyorlar. Taşıtsız, ekipmansız, tam bir arınma yolculuğu. Öncesinde Yargıç, şu an adını hatırlayamadığım, asker gibi bir kadın ve Tom Cullen'ı casusluk için göndermişlerdi. Yargıç yaşlı bir adam, ne yapacağını iyi biliyor ama Flagg her yerde, Göz yardımıyla her şeyi görüyor ve yargıcı adamlarına öldürtüyor, kadını da yakalıyorlar ama Tom'u bulamıyor Flagg, zeka geriliğinden ötürü. Adamları Flagg'in zayıflığına şahit olunca yerleştikleri Las Vegas'tan kaçışlar başlıyor.

III. Kitap

Çöpçü'yle eğlenme hatasına düşen birkaç kişi yüzünden Çöpçü, helikopterlere bomba koyarak Flagg'in elindeki üç pilotu da öldürüyor, işler yolunda gitmiyor Flagg için. Bizimkilerin yolda olduğunu da biliyor. Bir eksikler; Stu yolculuk sırasında bacağını kırıyor ve onu orada bırakıyorlar. Ana ölmeden önce yolculukta birini kaybedeceklerini söylüyordu, okur düşünüyor ki Stu mevta oldu. Öyle değil, hayatta kalan bir tek Stu oluyor.

Şöyle bir şey var; bu hayatta kalanların bazı mistik güçleri var. Çöpçü mesela; orduya vs. ait ne kadar gizlenmiş silah varsa buluyor. Son bulduğu şey atom bombası. Bizimkiler yakalanıp asılacağı zaman radyasyon yüzünden dökülmüş dişleriyle, çürümüş vücuduyla birlikte geliyor. Larry, Glen, Flagg...

Küresel facia, Tanrı ve karanlık, yeni toplumun kuruluş sancıları, karakterlerin sonsuz yolculuğu... Mükemmel. Uzun bir aradan sonra bir kitabın birinci elini aldım, bir ton para bayıldım ve zerre pişman olmadım. Müthiş. Başka bir şey diyemiyorum ve King'i seviyorum. Zamanı geliyor, üç kitap daha yazmayı düşünüyormuş. Biri Doktor Uyku olsa, kaldı iki. Şu adamı yaşatın ne olur, 150 yıl yaşasın. Şöyle uçuk kafalı hayran yazısı yazdırıyor ya, helal. Oğlum bakın bunun 10 katı daha var kitapta, ben bir şey anlatmadım. Alın okuyun, pişman olursanız kafama atın kitabı. Kafamı kırar, garanti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder