
Galilee'nin tanrısal mevzusunu anlamak zor, adamlar ölümsüz bedenlerde ölümlüler gibi düşünerek yaşıyor. Ben hep merak etmişimdir, adamların bizden farklı algıları, düşünme biçimleri yok mudur falan diye. Ne kadar fantastik kuntastik şey okuduysam hep aynı şeyle karşılaştım; ya insanınkinden farksız bir beyin yapısı, ya da efsanelerin, mitlerin kalın örtüsü altına gizlenmiş alegorik anlatılar. Dünyayla kısıtlı kalıyor her şey, edimlediğimizi yansıtıyoruz. Tanrı olsak da, olmasak da. Galilee biraz daha farklı, belki iki yüz sayfa kendi yaşamını, aile yapısını anlatıyor çünkü. Soy ağaçlarını da şöyle vereyim:
Bu Yaos falan filan Afrikalı. Dünya'nın yaratıldığı zamanlardan beri yaşıyor. Anaerkil zamanların tanrıçaları onun bir yansıması. Eşi bilmem kim gayet az ölümlü bir dayımız. Çocukları ayrı ayrı tanrısal falan. Bu Galilee kardeşimizin bir yatı var, zaman zaman atlayıp geziyor. Böyle bir ortam.
Gearyler zaten dünyayı yöneten aileler ne yapıyorsa onu yapıyor. Üyelerinin bazıları aşırı paradan fıttırmış, mesela esas kızın eşi. Kızı dövüyor, cinsel sapkınlıklar falan gırla. Şimdi tam hatırlamıyorum ama Galilee kardeşimizin Geary kadınlarıyla bir ilişkisi var, iç savaş zamanından kalma bir ritüel. Galilee esas kıza aşık oluyor, pis adam bunların peşine düşüyor, bir çekişmeler, dövüşler... Altı bölümlük epik bir hikâye anlatıyor Barker, içinde tanrılar, büyüler, bolca para, aşk, aile, nostalji, tutku, her şey var. Hele Galilee'nin geçmişi tam bir destandır; asırların aşkları ve acıları gizlidir adamımızda. Tarihi olayların bazılarında rol oynamıştır, onların sorumluluğunu taşır falan. Derin bir karakter. Hatta fantastik yazında bu ölçüde derinlik taşıyan bir başka karakter olmayabilir.
Böyle. Pek hoş. Ne güzel.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder