Arar mıyız? Arıyorsak Naif. Süper müthiş bir metindir, aramıyorsak sadece ilginç bir metindir. Yirmi beş yaşında bir elemanın yüksek lisansı bırakması, abisinin evinde sevdiği ve sevmediği şeylerin listelerini yapıp neyin ters gittiğini anlamak için düşünmeye başlaması pek bir anlam taşımayabilir, bunu herkes yapabilir zaten, ne olmuştur ki, normaldir ama değildir, olasılıklara sahip olmak onların yaşandığı yanılsamasına yol açar, kitap istifçiliği sonucu bütün kitapların okunmuş yanılsaması yaratması gibi. Aslında orada olmayan, yaşanmayan bir tatmin yaşanır ve elde ne varsa bırakılır, yapılan iş bırakılır, seven insan bırakılır, akışa uyum sağlamak için. Uyumsuzluğunun farkında olanlar için bu metin sağaltıcı olacaktır.
Eleman anlatıcı, hikâyesini anlatıyor. Sade. İki arkadaşı var, biri iyi ve biri kötü. Abisi var, bir işten dünya para kazanıyor ama ne iş yaptığı bilinmiyor. İş seyahatine çıkınca fakslarını ve mektuplarını yönlendirmesi karşılığında evini elemana bırakıyor, geçici olarak. Bu ev, bütün bir dünya. Gözlerimiz elemanın gözleri. Birkaç hafta önce yirmi beş yaşını doldurmuş, abisi gitmeden önce oynadıkları bir oyunu kaybedince çok kötü hissedip çıngar çıkarmış, abi bir problem olup olmadığını sorunca her şeyin farkına varmış. Hiçbir şey yolunda değil. Her şey alt üst, içeride bir yerlerde. Abi anlamıyor, uyum sağlamış. Eleman okuluna gidiyor, bisikletiyle. Bisiklet önemli, epigraf da bisikletle alakalı. Bisiklet gerçekten önemli bir şey. Bisikletle gidersiniz. Biraz yavaş gidersiniz ama istediğiniz yere gidersiniz. İstediğiniz yer biraz uzaksa yola daha erken çıkarak gidersiniz, çok uzaksa gitmezsiniz, basit. Bisikletle giderken düşünürsünüz, yolla birlikte düşünceler de basitleşir, kodlara ulaşırsınız, anlamlar yenilenir, değişirsiniz. Yol değişir. Zihinsel üretimin yanında fiziksel üretim sürer, vücudunuz değişir. Bütüncül bir süreç. Bisiklet çok iyi bir şeydir, elemanı bu yüzden de pek sevdim.

Asıl meselede evrenin karşısında minicikten daha minik olmamız var. Eleman evrenle ilgili bir kitap okuyup sonsuzluk karşısındaki küçüklüğünü keşfedince bunu bir izlek olarak tutuyor, karşılaştığı ve karşılaşacağı olayları düşünürken hep bu noktalığını hatırlıyor. Fizik hocalarının bunlardan bahsetmemesiyle eğitim sistemine de çomağı sokuveriyor arada, aslında derslerin dünyanın mucizelerini anlatması gerekir, en azından başlarda. Evrenle ilgili dudak uçuklatan şeyler olmadan, gezegenler, yıldızlar olmadan, karadelikler olmadan formüllerin ne anlamı var? Zaman olmadan? Çocukken heyecanlandıran şeylerin listesini yapıyor eleman, her bir fikirden yeni bir liste. En tepede su. Söylemeliyim, böyle minik şeylerden inanılmaz etkilenip metne iyice gömülüyorum. Eleman, okuduğu kitabın yazarına mail atıyor, her şeyin neden öyle olduğuna ve her şeyin öyle olmasının iç sıkıntısına yol açıp açmadığına dair iki soru. Komşunun çocuğuyla oynamaya başlıyor, çocukluğunun sihirli dünyasını o çocukta bulmaya çalışıyor. Kaybolan hevesini bulmaya çalışıyor ama dünyanın kirinden, pasından arınmış olarak. "Zen gibi." (s. 41) Çabalarsa olanaksız, çabalamazsa başarabilir, böyle düşünüyor ve her şey olurunda. Yapacağı, inşa edeceği bir şey arıyor, perspektif arıyor, bunu yazarın Doppler metninde bulabiliriz ama o başka bir andacın konusu.
Perspektif bulma çabaları. İlişkiler boyutunda, kişisel boyutta. Birkaç ihtimal var, düşünüyor eleman.
"En kötü seçenek ise dünyayı daha da kötü bir yer haline getiren biri olmak. Bundan kaçınmayı deneyeceğim. Ne pahasına olursa olsun. Ama o kadar da kolay olduğunu sanmıyorum. Belki de dürüst olmayan fena insanlarla düşüp kalkarım. En iyilerimizin bile başına gelebilir. İşte o zaman takılıp kalırım. Dünya biraz daha kötü bir yer olur ve sokakta karşılaştığım insanların yüzüne bakamaz hale gelirim.
Böyle şeyler gelir başa, hem de birdenbire." (s. 59)
Karşılaşırız, inanırız ve gerçekle yüzleşince, kendimizi kandırma aşaması sona erince uzaklaşırız. Kaçmamız gerekir, yanılgılarla dolu bir başka dünya, naifliği zehirler. Aptallaşırız, saçmalarız ve gideriz. Süper. Baştan yanlış kurulan bağlar silinip gider. Hiç bu kadar huzurlu olmamışızdır. Hikâyeye dönüşür bu ve benzeri kurtuluşlar. Anlatılır. Eleman anlatır, geçmişinden ve kendisi daha doğmadan önce ailesinin yaşadığı olayları. Dünya daha iyi bir yer haline gelir. Eleman bu incelikleri yakalamak ister. Yakaladıkça huzuru da yakalar. "Ben iyi biriyim; uzay, zaman ve her şey ne olursa olsun, bana ne." (s. 84) Tahta bir çekiçle tahtaları çaktığı bir oyuncak satın alır, o esnada abisinin parasını yolladığı Volvo'yu da satın alır ve ABD'ye gider, abisi davet etmiştir ve tüketim toplumunun kaynağıyla karşılaşmak ister. Seyahat iyidir. Sokak şairlerinden birine şiir yazdırır, abisiyle birlikte kütüphaneye gidip Norveççe küfürleri aratır ve çıkan isimlere bakıp gülerler. Abisi de pek iyi değildir, tahta çekiçli oyuncakla oynamaya başlar. Kardeşini ne kadar eleştirse de bir noktada takdir eder, tahta bir çekiç yaşamı çok daha kolay bir hale getirebilir. İşin gücün ortasında yere oturup tahta çekiçle oyuncak tahtaları çakmalıyız, sonra çevirip tersinden çakmalıyız. Fiziksel bir eylem, zihinsel de. Eve gelip televizyonu açmamalıyız, bisiklete binmeliyiz. Yorulmalıyız. Yaşamalıyız.
Çocuk algısına dönmek. Basit bir dünya. Soruları azaltılmış dünya, evren karşısında küçük ve anlamlı. Bu metin gerçekten süper.
Teşekkürler... Ellerinize sağlık...çok guzel ve etkili bir yazı olmuş...
YanıtlaSil