22 Ekim 2014 Çarşamba

Wilhelm Reich - Dinle Küçük Adam

Her adamın içinde küçük ve büyük bir adam var. Öze yapılan yolculuklarda büyük olanını bulmak zor değil. Bulan da kötü olmayı göze alamıyor, sorun diğer tarafta. Yolculuğa hiç çıkmayan, kendini anlayamayan, yığınlarla hareket eden, yığının bir parçası olan o adam; güdüklüğüyle kalmış bir adam/kadın. Adeta kahveden Hilmi Dayı. Halden anlamayan öğretmen. Bencil, üstüne gidilirse vahşileşen, kolaylıkla yıkılan. Her yerde.

Öndeyişten: "Canlı varlık, toplumsal ve insansal ilişkilerinde iyi yürekli, saf, bu yüzden de var olan koşullarda tehlike içindedir. Başkalarını da kendisi gibi bilir. Diğer kişinin de canlı olmanın yasaları uyarınca verici, iyi yürekli ve yardımsever olduğunu varsayar. Sıradan insana olduğu gibi sağlıklı çocuğa da özgü bu doğal tavır, 'ruhsal veba' olduğu sürece rasyonel bir yaşam kurma karşısındaki en büyük tehlikeyi oluşturur. Zira vebalı hasta, diğer kişilerin de kendisi gibi düşünüp davrandığını sanır. İyi yürekli olan, bütün insanların da iyi yürekli olduğunu ve iyi yürekli davrandığını sanır. Vebalı da bütün insanların yalan söylediğini, aldatıp dolandırdığını ve iktidar hırsı içinde olduğunu sanır. Bu yüzden canlı varlığın avantajsız ve tehlikede kaldığı açıktır. Vebalının olduğu yerde sömürüldükten sonra kendisiyle alay edilir ya da ihanete uğrar; ve güven gösterdiği yerde aldatılır." (s. 11)

Çeviride problem var ama denmek istenen şey anlaşılabilir. "İncelikler yüzünden" mevzusu. Delilerin arasında sağlıklı insanların deli olduğu fikrinin egemen olması. Daha bir sürü şey denebilir, küçük adamların bir zamanlar büyük olduğundan bahsedilebilir. Küçüklüğü seçmek daha kolay ve zahmetsiz olduğu için sonradan bu hale gelmiş olabilirler. The Walking Dead mesela, yamyam tayfa en başta kurtulanlara sığınak sağlıyordu, kötülükle karşılaşınca onlar da kötü oldu ve yakaladıklarını yemeye başladılar. Neyse, mevzu biraz bu tayfayla alakalı olsa da asıl küçük adam, içindeki büyüğü bastırdıkça bastıran adam. Öyle.

Reich'in lafa kibarca girip ilerleyen bölümlerde kaptırıp gitmesi kahkaha attırdı. Önce her şeye rağmen küçük adamın yanında olduğunu, aşağılamaktan çok doğru yolu göstermek istediğini söylüyor, başına gelen bazı olayları anlattıkça şirazesi kayıp hakaret boyutuna vardırıyor mevzuyu. Gerçi kaydırılmayacak gibi değil, neler neler.

Önce küçük adamı tanımlıyor Reich. Küçük adam için Hilmi diyelim. Hilmi aynaya bakmaktan, eleştiriden korkuyor. Kendine güveni eksik, bu yüzden kolay fikirleri anlamakta zorlanırken aklının ermediği dayatılmış fikirler söz konusu olunca yayaya şaşaşa! Kabullenme ani, düşünce yok. Kendine de hakaret bu, aslında içindeki büyük adamı ortaya çıkarmak çok basit ama kendinden önce bunu başaranlar olduğu için onların peşinden gidiyor. Büyük adam dediğim elbet Hilmi için, asıl büyük adamlar erdemli olmak için, bilim için uğraşan insanlar, hiçbir beklenti içinde olmadan. Oysa Hilmi yine Hilmi, kim en çok bağırırsa onun peşinden. Nazım Hikmet diyor ya, "Akrep gibisin kardeşim!" diye, işte bence Hilmi için yazılmış bir şiir o.

Milli büyüklük, devletin çıkarları, bu yüzden Bruno, İsa, Karl Marx'ın ödediği bedel ortaya çıkıyor ve ödenen bedel için Hilmi memnun yahut ödenmemesi için hiçbir şey yapmıyor. Kendine uyduğunca, bir ölçüde alacağını alıyor ve hiçbir şey vermiyor. Bencil, konformist. Sürekli bir tehlike altında olduğu hissi yüzünden garantici, önce kendini garantiye alacak. "Hayatta mutluluk dileniyorsun ama güvence senin için daha önemli, bunun bedeli baş eğmek, hatta bütün yaşamın olsa bile." (s. 33) Olur da bir yenilik çıkar ortaya, bir düşünce, bir buluş, Hilmi'nin anlayamayacağı bir şey, o zaman en önde Hilmi'yi görürsünüz. "Öldürün! Yakın! Kırın!"

"Senin yakınında iyi düşünmenin olanağı yok küçük adam." (s. 30)

Hilmi sporcuları bilir, boksörleri bilir ama kendi aramadığı halde hakkını arayanları bilmez. Dos Passos'u bilmez, Heinrich Mann'ı bilmez. Gazetede her okuduğuna inanır. Yularını çekene gider. Sevemez, içten bir sevgi koyamaz ortaya, korkar, eğer bir parça varsa içinde, gıdım gıdım verir. Şudur yani: "Şu senin vatanseverlere bir bak: Yürümüyorlar; marş marş gidiyorlar. Düşmandan nefret etmiyorlar; her on yılda bir değiştirdikleri can düşmanları var; can düşmanını dost, can dost ve can dostunu tekrar can düşmanı yapıyorlar. Şarkı söylemiyorlar; marş böğürüyorlar. Kız arkadaşlarına sevgiyle sarılıyorlar; onlarla cinsel ilişkiye geçiyorlar ve öyle ve böyle birçok 'numara'yı bir gecede beceriyorlar." (s. 52)

II. Dünya Savaşı, proletarya, bilim, kapitalizm, Hilmi'nin varlığıyla şekillendirdiği bu mevzular çeşitli bölümlerde değerlendirilmiş. Ben bir bölüm daha almak istiyorum, kişisel bir şey. Kadınlar da var kitapta, küçük kadınlar. O da Ayşe olsun mesela. Direkten döndüm ben, evleniyordum bir ara. Olmadı, çoğu şeyi söylemedim, kendime yakıştıramadım söylemeyi. Reich öyle bir söylemiş ki keyif sigarası yaktım, muazzam: "Kendi yaşam mutluluğunun büyük hırsızı olsaydın sana saygı duyabilirdim. Sen ama küçük, alçak bir hırsızsın. Zeki ve hünerlisin ama ruhun kabız ve bir şey yaratmaya gücün yok. Bu yüzden bir kemik çalıp bunu kemirmek için bir köşeye çekiliyorsun. Bunu sana bir defasında Freud da söyledi. Gönüllü vericinin, severek bağışlayanın etrafını dolanıp onu somuruyorsun. Sen emicisin, sucker'sın ve ahlaksızca ona (hakkında hüküm verdiğin kişiye) 'sucker', emici diyorsun. Onun bilgisini, mutluluğunu, büyüklüğünü doya doya içiyorsun ama zıkkımlandığını sindiremiyorsun. Hemen yine sıçıp çıkarıyorsun ve iğrenç kokuyor bu. Ya da hırsızlıktan sonra namusunu koruyasın diye bağışçına çirkef atıyorsun ve ona deli diyorsun, ya da bir şarlatan ya da bir çocuk diyorsun..." (s. 92)

Oh be.

Evet, son derece gece yatmadan tekrar okumalık bir metin. Hilmilik, Ayşelik pırtladıysa bir yerinizden, okuyup kurtulmaya çabalayabilirsiniz. Lütfen çabalayın. Ömür törpüsü olmak, yaşam enerjisi soğurmak hoş bir şey değil. Şununla başlayabilirsiniz:

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder