7 Eylül 2014 Pazar

Barış Bıçakçı - Bizim Büyük Çaresizliğimiz

Nihal değildi, şehirler değildi, mevzu yalnızlığın uç bir noktada sürüp gitmesiydi. Göbekti, kellikti, aşık olmaktı ama en büyük problem zamanın birikmesi, bir noktadan sonra akmamasıydı. Sabit bir çığ gibi bu roman. Bireysel tarihin tortularına selam.

"Her şeyin geçip gittiğine, yaşadıklarımızın geçmişte kaldığına kim inandırabilir bizi?" (s. 5)

Çocukluk, erinlik, ergenlik, iş, her şey bir anın içinde. Çetin ve Ender, pek eski arkadaşlar, birlikte pek çok şey yaşadıktan sonra ayrı düşerler, İstanbul-Ankara arasında gidip gelirler ve Ankara'da buluşurlar nihayet, otuzlu yaşların ortalarında yetimlik, başarısız ilişkiler, çocukluğa özlem arasında kalırlar. Yaşanmış şeyler, yaşanacak olaylar şimdiye, tek bir zamana hapsolmuştur.

Heh, unutmadan iddia edeyim, Yalçın Tosun'un Muzaffer ve Muz diye bir hikâyesi var, oradaki çocuklar Çetin'le Ender'dir. Yüzde yüz.

Neyse, liseden arkadaşları Fikret'in ailesi bir araba kazasında ölür, Fikret lise arkadaşlarından baba bir anne ayrı kardeşi Nihal için yardım ister. Ankara'da hiçbir yakını kalmamıştır, bu ikisinden başka. Nihal, üniversiteyi bitirene kadar Çetin'le Ender'in yanında kalacaktır. Mevzu bundan sonra başlıyor.

Anlatıcı Ender, onun bilincine bağlı olarak bazen geçmişe dönsek de genellikle şimdideyiz, adamın geçmişi de şimdi gibi olduğu için. Belki de etrafta çok şey olduğu, kendisinde pek bir şey olmadığı içindi o büyük çaresizlik. Nihal'i eve getiriyorlar bir gün, sarhoş, ağlıyor, Bora da oradaymış, Nihal kusmuş, "Bana iyi davranmayın!" diye bağırırken eve sokuluyor. Külotlu çorap, çiçek desenli mavi külot, salyası akarak uyuyan Nihal, bu ikisinde sessiz odada patlayan bomba etkisi yapıyor.

Sosyalleşme savıcı bir iki hareketten sonra Nihal, ikisinin yemek davetine hayır demez ve çıkarlar, yemek yerler, sonra Ender bilincinin en parlak anlarından birinde güzel bir manzarayı aklına kazır. Bu manzaraya bir paragraf ayrılmıştır, Son derece doğal, diğer zamanlarda görülse ışıltısız ama Nihalli sonuçta. Yok mu öyle sizin de çok yoğun şeyler yaşadığınız zamanlarda zihninize kazınan görüntüler?

Ender'e göre Nihal'e aşık olduktan sonra flu olmaktan olmaktan çıktı kız. Sadece Nihal de değil, yaşamın her anı hatırlanabilir oldu. Anlatıcı her şeyi hatırladığına göre.

Ne diyeyim ki. Uzun zamandır süren bir dostluğun yanında farklı sevgiler var. Çetin Lenny gibi, Ender de George. Genelde dostluklar kayıp bir parçayı aramak gibidir, öyle değil mi? Bizde olmayanı ararız. Çetin'le Ender sanki bu eksikliği paylaşmışlar gibi, yani bir tamamlama yok. İş bir şekilde hallolur, ilişkiler batırılır, tamam, sonrası bir durgunluğu beraber hissetmeye dönüşmüş. Aynı kıza da aşık oldular, lisede hayal ettikleri gibi. Öyleyse bir sıkıntı yok, o büyük atıllıktan başka.

Nihal'in şiiri, Bora, hamilelik, bir fırtına esti ikisinin hayatında ve Nihal gidince hiçbir şey olmadı. Gerçekten. Yalnızlığa üçüncü bulundu, sonra iki kişi olarak devam ettiler.

"Sonra yine bahar gelecek, yaz gelecek. Tekrar eden şeyler bizi tekrar tekrar sevindirecek." (s. 167)

Tuvalet olayı. Bir filmde vardı, pencere kenarını feda edebiliyorsan, sıranı ona verebiliyorsan tamamdır. Ender tamamdı, alafranga tuvaleti feda edip alaturkaya girdi. Bıçakçı'nın bu minik ayrıntılarına dair satırlar var, edebiyatın nasıl olması gerektiğine dair. Güzel.

Filmi de güzel.

Ben bu iki arkadaşa bir şarkı veriyorum, dinlesinler de pek önemli bir şeyin olmadığı yaşamlarına aynı şekilde devam etsinler.

4 yorum:

  1. Kitabı okumadığımdan herhalde, her şey havada kaldı. Zaten uzun süredir okuyacağım diye oyalayıp duruyordum kendimi. Dur artık şeytanın bacağını kırıp bulup buluşturup okuyayım şu kitabı.

    YanıtlaSil
  2. Biri uygun bir fiyata satıyordu da ben de öyle aldım. İyi ya oku elbet. :j

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hâlâ okumamış oluşum... Kendimle başa çıkamıyorum :D

      Sil
  3. Film hakkında ufak incele babında; http://sallanyuvarlan.blogspot.com.tr/2011/08/bizim-buyuk-caresizligimiz-2011.html buraya bırakayım.

    YanıtlaSil