
Her şeyin yüzdüğü zemindir Kuşatan, orada olduğu hissedilir ve bundan ötesine geçmez. Dünya varlığının güvenilmezliği düşünüldüğünde ortaya çıkar, yöntemsel düşünmenin ulaşamayacağı noktada belirir, her şeyin yadsındığı veya kabul edildiği andan çok uzaktır, sorulursa bilinmez, sorulmazsa bilinir. "Sınır durumlar" Kuşatan'ın ortaya çıktığı durumlardır, yaşanabilecek uç duygularda belirir. Burada "iletişim" öğesine geliyoruz. Jaspers'a göre insan etkileşimsiz bir hiçtir. Çatışmalardan doğan bir düşünme hali vardır, duygular ve düşünceler bu çatışmalardan doğar ve insanın sınırlarını bir tık öteye taşır. Eşikler aşıldıkça önde daha büyük bilinmezler belirir, sorular bu kez onlara yönelir. Kesinlik, şüphe ve merak. Üçünün sırasız belirimi felsefenin temelidir.
Felsefe Kuşatan'a ulaşma çabasıdır. Oraya ulaşmak için bir şey yapmanın gerekliliği üzerinde durmak pek doğru değil, Zen oradan sopa gösteriyor açıkçası ama ekollerden ve kaynağın biçimlerinden bahsetmek gerek. Thales diyor Jaspers, her şeyin su olduğunu söyledikten sonra ateş, hava, tin, atom fikirleri ortaya çıktı. Materyalizmin altın çağlarından birinde çok uzaklarda her şey bambaşka bir akıştaydı ama yöntemsel düşünce inceleniyor, zirvede o var. Varlık karşımızda duruyor, nesne olarak var ve biz özne olarak onu algılayabiliriz. Üzerinde düşünürsek bir de, Kuşatan'dan dökülenleri toplamaya başladığımız söylenebilir. Ne ki Kuşatan nesne değildir, anlamı sayısızdır ve özne-nesne ayrımına indirgenemez. Aşkın olanla ilişkimiz bunun çok daha ötesine uzanır, Tanrı'yla veya yaratıcının herhangi bir formuyla olan bağlantımızı zihin, canlı-var olma ve kendi tarihselliğimiz-kendi oluşumuz ekseninde kurarız. Tarihselliğimizde zamanların birbiriyle olan iletişimini ve kronolojik seyri kodlandığı biçiminden çıkarmaya çalışarak aşkına ulaşırız, canlı var-olmamızı bedeni yüklendiği sorumluluktan kurtararak, düşünceyi kısıtlayan bir olgu olmaktan çıkararak bilir ve aşkına ulaşırız, zihnimizi taşıdığı her şeyle birlikte sürüklenirken sabitlemeye çalışarak aşkına ulaşırız. Ulaşırız ama kim ulaşabilmiş, metafizik öğretileri kavrayabilmek için fiziğin doğasını kavramak gerekir, bunu tamamıyla başarmak gerek. Ondan sonra boşluğa bakmaya başlayabiliriz. "Aldatıcı sağlamlıklardan düşmek, havada kalmaktır, uçurum görünen özgürlük alanıdır, görünürdeki hiçlik, gerçek varlığın bize konuştuğu bir şeye dönüşür." (s. 31)
Gidiyor daha, Kierkegaard'ın ve Nietzsche'nin yığınlaşarak ilerleyen felsefi deneyimi -kısmen- bozuma uğratmasından Tanrı'nın felsefeyle ilişkisine, Kant'ın ahlakî talebinden ödevlerinin özneyi biçimlendirmesine kadar pek çok farklı meseleyi açıyor Jaspers, düşüncenin birbirini çoğaltan yollarının doğasını anlatıyor. Son noktada yapmamız gereken şeyler şunlar: Özgürlüğün tutsaklığa son derece açık doğasını doğru anlayacağız ve özgürlüğümüz derecesinde bir noktaya, belki kendimize tutunacağız. Düşüneceğiz ve kendi kerteriz noktalarımızı belirleyeceğiz. Her anın bir başkasına yol açtığı gibi her kendimiz bir başka kendimize yol açıyor, bu doğru ama sürüklenmemek için anlayacağız, anlamaya kendimizden başlayacağız.
Metnin alt başlığı Felsefeye Giriş. Dünyanın kimi filozoflarca belirlenmiş çizgilerine göz atmadan önce felsefenin, insanın, Tanrı'nın ve düşüncenin kimliğine dair temelde bir şeyler edinmek faydalı olabilir. Felsefeyle ilgilenenler için de hoş, derli toplu bir çalışma.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder