
Yazarın Dostoyevski'ye benzetilmesini anlamlı buluyor Millas. Karakterlerin dönüşümleri, zıt kutuplar arasındaki gidiş gelişler Papadiamantis'in de esas meselesi. Hadula'ya baktığımız zaman tam Dostoyevskilik bir karakter olduğunu söyleyebiliriz. Halktan biri, şifalı otlarıyla geçinmeye çalışan, çocuklarına ve torunlarına bakmaya çalışan bir kadın. Bir noktada deliliğin kucağına düşene kadar şefkatini kimseden esirgemiyor, kırılışının ardından da sinsiliğini ve kurnazlığını seriyor ortaya. Papadiamantis ara ara karakterlerin geçmişlerini de kurcalıyor, Hadula'nın yardım ettiği insanları ve kendi çocuklarını Hadula'nın hafızası üzerinden metnin güncel zamanın dışına sıkıştırıveriyor ve anlatıyı derinleştiriyor, karakterleri de. Başta bilindik bir açılış var, Hadula'nın kişiliği hakkında biraz malumat. "Küçük bir çocukken ailesine hizmet ediyordu, evlendiğinde de kocasına kul köle olmuştu. Belki kendi mizacından, belki de kocasının yetersizliğinden, onun bakıcısı olma noktasına gelmişti. Çocukları olduğunda, onlar için saçını süpürge etmiş, çocukları da çoluk çocuğa karışınca, kendini tamamen torunlarını büyütmeye adamıştı." (s. 20) Anlatının geçtiği dönem bağımsızlık mücadelesinin çok uzak olmadığı bir dönem, yoksulluğun evin duvarlarında kök saldığı zamanlar. Arnavutlar ve Makedonlar ülkeye geliyorlar, Yunanlar bu iki ülkeye gidiyor, insanlar yaşamlarını sürdürebilmek için hareket halindeler. Hadula ve ailesiyse yaşadıkları adada -Papadiamantis'in de yaşadığı ada, Skiathos- hayatta kalmaya çalışan yoksullardan. Kocasının biraz kolay kandırılabilir ve para tutamayan yapısı yüzünden Hadula kocasının maaşına allem ve dahi kallem edip el koyuyor, kara mizah devrede. Evliliklerinden öncesi ve sonrası da oldukça sıkıntılı; ailelerle alakalı problemlerde Hadula'nın hırsızlığı ve ailesini zor duruma düşürmesi gibi meseleler var. Tam bir objektiflik hakim, kadın ne bir azize, ne de bir günahkar. İyilik ve kötülük yan yana yürüyor.
Çocuklarının hikâyeleri Hadula'nın çileli yaşamına ayna tutuyor. Erkek çocuklarından biri suç makinesi olarak büyüyor, bir diğeri evlenip beş çocuk doğuruyor, diğerleri başka şeyler yapıyor, sonuçta baş ağrısından beş adet var. Kardeşler birbirlerini bıçaklıyorlar, polislerden kaçıyorlar, ABD'ye uzayanları var, çeşit çeşit. Torunlarından sonuncusu doğduğu zaman kızın dünyaya gelmemesini istediğini dile getiriyor Hadula, yaşlı haliyle çocuğun da kendisine benzeyeceğini, kaderinin kendisininkiyle bir olacağını düşünüyor ve hayatla başa çıkamamaya da bu son çocuklar birlikte başlıyor. Metnin yarısından itibaren soğukkanlı bir katile dönüşmesini izliyoruz kadının, çocukları öldürmeye başlıyor, şifa dağıtmak için girdiği bir evdeki yeni doğanı öldürüyor, sonra iki kız kardeşi öldürüyor, etrafındaki insanlara masum rolü kesip kirişi kırmaya çalışıyor ve dağlara çekiliyor. Bir bebeği de burada öldürüyor, peşinden gelenlerden yırtmak için yalan üstüne yalan söylüyor. Yaşamın getireceği zenginlikleri belki de çocukluğundan beri duyup görmemiş, her bebeğin yeni bir başlangıca sahip olduğunu düşünmekten deliriyor belki, bebekleri kıskanıyor ve cinayet işlemeye başlıyor. Kuruluşu açısından sağlam bir karakter; havada kalan bir davranışı yok, geçirdiği dönüşüm akla yatkın, makul bir karakter. Makullüğü ölçüsünde başarılı, herhangi bir gevşekliği yok, kurmacaya sıkı sıkıya ilişik.
Dönemin şarkılarından parçalar, insanlarından diyaloglar, denizlerinden balıklar ve patikalarında kaçışlar var bu metinde, zamanının iyi bir kaydını tutmuş Papadiamantis ve insanın doğasını bir güzel çeşitlemiş. Pek hoş, okunmasını tavsiye ediyorum. Kundera da övmüş Papadiamantis'i, bu da önemli bir şey. Dilerim Jaguar Papadiamantis'ten başka bir şeyleri de basar. Kitap okurken metroda ve vapurda belli yerlerim vardır, okula gittiğim günler aynı saatlerde, aynı koltuklarda görürsünüz beni. Kosztolányi basmadılar ondan sonra, üzülüyorum. Oğuz Tansel'in şiirlerini seviyorum. Bahar gelse de bisiklete binmeye başlasam yine. Bu arada, gecenin suyundan içtiniz mi? Göle taş, göze yaş düştünüz mü?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder