Filozoflar ve yazarlar sık sık karşımıza çıkacak, Dostoyevski ve Nietzsche'den yola çıkacağız, verilen bir örnekten mutlu olunca ne olacağını düşüneceğiz. Sevilenin ne olduğunu anlamaya çalışacağız ve faydasını tartacağız, paranın çekiciliğiyle vefayı, dostluğu, sevgiyi kıyaslayacağız. Mutlu olunca ele ne geçer, zaten geçici olan bir duygunun peşinde nereye sürükleniriz, bunu anlayacağız. Trajedilerin daha bir tutulduğundan bahsediyor bir yerde Watzlawick, cennetin kazanılmasındansa kaybedilmesinin çekici yanını anlatıyor, bir şeyler oluşuyor okurun zihninde. Bilinmeyenin çekiciliği, mahvolma arzusu ortaya çıkıyor bir yerlerden. Devletin de bu itkiyi harlayan bir yapı olduğu söyleniyor, çaresizlik artarsa bir şeylere tutunma arzusu da artar ve tutunulanın eline geçen güç tam bir yıkıma yol açabilir. O zaman birinci hedef olarak çaresizliği artırma, daha çok arzulama, daha çok hedef ortaya koyacağız ve bunlara ulaşmaya çalışacağız. Tabii antidepresanlara bir dünya para bayılacağız ki bu çaresizliği donduralım, bozulmaması için buzdolabına koyulan bir besin misali. Arzular ortadan kalktıkça, onlara ulaştıkça ve ulaşamadıkça ne istediğimizi bilemez hale geleceğiz, derinlerdeki sesleri susturup kendimizle bağlantıyı koparacağız ve sürüklenmeye başlayacağız. Artık tam bir mutsuzuz, süper.

Adım adım öğreniyoruz, bir sonraki seviyede kendini gerçekleştiren kehanetler var. Kaçınmayacağız ve bunu yaşamın olduğu gibi yaşanmasına bağlayacağız. Oedipus -Popper'a göre- kehanetten haberdar olduğu için Oedipus oldu, yoksa ondan kaçınmaya çalışmayacak ve makus kaderini yaratmayacaktı. Öyle mi? "Bir olaya ilişkin kehanet, kehanet denen olaya yol açar." (s. 53) Bir tehdidin varlığı veya bir tehdidin kurgulanması yoluyla kendimizi aslında orada olmayacağımız bir yere götüreceğiz, bu özgür irade olarak belirecek ama iradenin mahkumiyeti çoktan gerçekleşmişti zaten, böylece adilane bir tavra sahip olduğumuzu düşünüp davranışlarımızın meşruiyetini sağlayacağız. Bir gölgeyi kendimiz belleyip peşinde bir başkasını inşa etmeye çalışacağız. Sağlam bir mutsuzluğun temeli budur.
Bir şeye ulaşmanın trajedisi başka bir bölümün konusunu oluşturuyor. Savaş bittikten sonra, Orwell'ın aktardığına göre Belçikalı bir Alman sempatizanı ölüleri görmeden geçirdiği beş yıldan sonra yıkık şehrinin sokaklarında dolaşırken rastladığı ilk ölüyle savaşın ne demek olduğunu anlar, o ölüyü görmese belki de hiçbir şey değişmeyecekti kendisi için. Diğer cepheyi düşünelim, Almanların yenilgisinden önce yıllar boyu intikam yeminleri etmiş insanların bitik düşmanlarıyla karşılaşmalarıyla birlikte yeminlerini unutmaları, zaferin öneminin kalmaması gibi meseleler düşündürücü. Hâlâ acı verebileceksek, kudretimizi görüp onurumuzu bu yolla onarabileceksek intikam isteriz ama hayat bizden önce davranıp arzularımızı gerçekleştirmiş olabilir, o zaman başımızı çevirip devam ederiz. Orada bizim için bir şey yoktur artık, çocukluğun boşluğunun yanına orayı da koyabiliriz.
Yanlış bağdaştırma ve düzlem karıştırma da sağlam bir ders olarak çıkıyor karşımıza. Sigara içmesi istenmeyen insanla ona duyduğumuz sevgiyi birlikte değerlendirmek, sarımsak yiyen birinin doğurduğu duyguları sarımsağa denklemek ve buna benzer şeyler. Duygularla nesneleri bağlama biçimlerimiz. Bir nesnenin taraflar için doğurduğu sonuçlar üzerinden arıza çıkarmak mutsuzluk için çok etkili bir yoldur. Genellikle eylem üzerinden bir suç biçilir, eylemin ortaya çıkmasına yol açan sebepler gözardı edilir. Daha kolay çünkü. Daha az yorucu, yüklenilen sorumluluk daha az. Bir ilişkiyi yüzeysel kılmak için muazzam bir yol. Birini yetersiz, aciz hissettirmek istiyorsanız buradan yürüyebilirsiniz. Daha çok içmemesini, daha fazla yememesini, daha fazla yapmamasını, daha az da yapmamasını, yapmamasını veya yapmasını söyleyiniz. Birine kendi isteğinizi "dayatınız". Birine kendi dengesizliğinizi dayatınız. Birine kendi yarımlığınızı yıkınız. Sonrasında karşı tarafın en ufak bir itirazında her şeyi "zaten" kabullenerek ilişkiyi sürdürdüğünü söyleyiniz. Tebrikler, kendiniz çalıp kendiniz oynadınız ve tek başınıza mutsuz olacakken bir başkasını da mutsuz kıldınız.
Ecinniler'den bir alıntı ve son. "'Her şey güzel, her şey. İnsan mutlu olduğunu bilmediği için mutsuzdur. Sırf bu yüzden.'" (s. 108) Şöyle bir silkinip bakalım. Evet, iyiyiz. Sonra biraz zaman geçsin, düşüncelerle dolalım, arzular şelale haline gelsin, mutsuzuz. Nasıl iyi oluyorsa öyle yapalım veya dönüşümlü olsun, birikelim ve dökülelim. Olan şey de bundan pek farklı değil.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder