Reyhan Koçyiğit'in öykülerinde bir parçası olduğumuz düzenin karakterleri bir nevi çürütmesini görebiliyoruz, Meczup'ta tanıdık bir temanın tekrarından doğan iktidar ilişkilerine denk geliyoruz. Yarattığı karakterle aynı düzlemde bulunan bir yazarın yetişmesi gereken bir kitap için yazacağı öyküler vardır, yazabilmek için tek bir ışık huzmesinin girebildiği bir odada çalışmaktadır. Hapsolmuştur, yarattığı meczup karakterin ördüğü duvarların arasında kalmıştır. Genç bir adam kendisine yemek getirmektedir ve dışarının güzelliğini kendisine yasakladığı için yazara kızmaktadır. Meczup aslında kendisidir, yaratıcıyla yaratılan arasındaki bu mesafe, yazarın uyanması ve okuduğumuz öykünün ilk sözcüklerini yazmasıyla korunur. Stranger Than Fiction ve The Words ayarında bir öykü, en sonunda yazılacak metinle yazar arasında kurulan ilişkinin uyandırdığı kurtuluş meselesi ilgi çekici. Dışarının panayırvari karmaşasından korunmak için bir odada, kendimizle bir başımıza, bir şeyler yaratarak durmak kadar etkili bir çözüm var mı, bilmem.

Kitaba adını veren İt Yangını için Shaw'un bahsettiği, insanın iki trajedisinden birini göz önüne alacağım, şu arzuya kavuşamamakla kavuşmaktan kavuşmak olanını. Köpekleri seven bir ergenin dileği gerçek olur, çocuk köpeğe dönüşür bir sabah. Bu dileğinin arkasında annesiyle bitmek bilmeyen çekişmeleri vardır, çocuğun köpek sevdası okul yaşamını sekteye uğratmaya başlayınca anne isyan eder, okumayacaksa bir işe girip çalışmasını söyler. Stresle başa çıkamayan çocuk, yaşamında aksayan ne varsa hepsinden bir köpek olarak kurtulabileceğini düşler. Köpeklerin düşünceye ihtiyaçları yoktu. Yerler, uyurlar, dolanırlar, çiftleşirler ve kuyruk sallarlardı. Nihayetinde çocuk köpek olur ve işlerin hiç de istediği gibi gitmediğini görür, zira düşünceleri yerli yerindedir. Wittgenstein'ın bir köpeğin nasıl hissedeceğinin bilinemeyeceğini söylemesini alın, öykünün orta yerine koyun ve çocuğun trajedisini görün.
Sinek de bir nevi öykü yazma ediminin öyküsü, bir sinek üzerinden. Breaking Bad'in Fly diye bir bölümü vardır, onunla özdeşleştirdim biraz. Karakter klozete oturur vaziyettedir, yazacağı öyküyü düşünür ama aklındaki sayısız şeyi birbirine bağlayamaz. Bağlantı noktası olarak bir sineği beller. Kendi yaşamıyla sineğin hareketleri etrafında dolanır, düşünür ve yazacağı şeyi bulmaya çalışır. Ailesini düşünür, yıllar önceki ilişkilerini düşünür, yazamayacağını düşünür, yazması gerektiğini düşünür, pek çok şey düşünür ve sineğin kendi başarısızlığı olarak var olduğunu fark eder. Sabaha karşı sinek ortadan kaybolur, geride yazılmasını sağladığı öyküyü bırakarak.
Yenilik açısından pek bir şey bulamazsınız ama pek bir üslup, tanıdık bir dünya ve üzerinde düşünülmüş, itinayla kurulmuş anlatılar bulursunuz Koçyiğit'in öykülerinde. Bence iyidir, diğer öykülerini bekleyeceğim.
Bu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSil