19 Nisan 2012 Perşembe

Mario Levi - Bir Şehre Gidememek

2008'in son aylarında yaşım 20'ydi. İlk ayında 20 değildi uzunca bir süre. Yeni bir yaşı özlemle beklediğimi söyleyemem, bu yüzden 20'ye girdiğim zaman üzülmüştüm. Şimdi 24'e girdim, daha da üzgünüm. Neyse, bu son aylarda Mai ve Siyah'ı almak üzere Maltepe'ye gitmiştim. O zamanlar daha ikinci sınıftaydım, burs alıyordum bir yerden. Param yatmıştı, çektim. Çünkü sahafa gidiyordum, bir türkü tutturmuştum, çok mutluydum.
Lunapark Kapandı'yı şans eseri görüp aldım orada, Mario Levi'yle böyle tanıştım. Madam Floridis Dönmeyebilir'i de bir başka sahafta görmüştüm. Şimdiye kadar hep sahaflarda karşılaştık kendisiyle, benim için çok anlamlı.

Üç hikâye, hikâyelerin epigrafı niteliğinde aynı izlekteki üç metin karşılıyor bizi. Hikâyeler ayrı olsalar da epigrafik metinlerin oluşturduğu yapı, kitabı bir bütün halinde tutuyor.

Levi'nin geçmişe dönük yüzünü, sadece bu yüze ait olan ayrıntılarda böyle buram buram hissederim. Gidilemez bir şehirdir veya gitmeye niyetlenen, ne ki bir türlü adımını atamayan bir gidemezdir öykülerdeki. Bakalım meselam.

İlk öyküde bir Gracinda var, Rio ikâmetli bacımız.

"'Döneceğini biliyordum' demişti Gracinda 'çünkü bu şehre gelecektin istesen de istemesen de ve beni bir kez daha görme hasreti yıllarca peşini kovalayacaktı.'"

Ne diyeyim şimdi; günlük yaşamın zaman hırsızlarından mı bahsedeyim, özlediklerimizin orada, uzakta ama istediğimiz zaman görebileceğimiz bir yerde olduğunu bildiğimiz için inceden hissizleştiğimizi mi söyleyeyim? Bu ilk öyküde gayet, bol bol var hepsinden. Ha, epigrafından Tezer Özlü geçen bir öykü ve yazarı, dediğini göre en başta bir dil yolcusu. Mario Levi'nin cümlelerini biliyorsak hak veririz. Ben düşünüyorum ki bu cümleler yığılıdır, iç içe geçmişlerdir ve bir yandan girip bambaşka bir yandan çıkarız. Matruşka gibi düşünelim, giderek büyüyen Matruşka.

"Ama sonuç ne olursa olsun hep bir yerlerde kaldığımızı, kendi hayaletimizce kovalandığımızı ve tüm çabalarımıza karşın bireysel serüvenimizde sürekli olarak bir sürgünü ve tutsaklığı yaşamaya zorunlu olduğumuzu hiç unutmamamız gerekiyor."

İkinci öykü. Eşref Bey bir edebiyat öğretmeni. Hikâyeleri var falan. Onun da geçmişinde gidilememiş bir yer var, Raşel. Raşel bir yerdir, bir apartman dairesidir, bir sahildir.
Biri Eşref Bey'in yerine gidiyor bu kez. Kendisinin genç bir dostu. Raşel'le konuşuyor, Raşel de bir şehre gidemeyen. İstanbul gözünde tütüyor. 6-7 Eylül olaylarında İsrail'e gitmiş. Gidiş o gidiş. Eşref Bey, duvara asılmış çerçevelerin en parlaklarından, ve tozlu. İstanbul'sa bir daha görülmeye korkulacak bir yer. Neresinin değişmesinden korkmayız ki? Soru sorarak anlatıp şekil yaptım. Süper. Kızlar... Heh heh.

"Yıllar sonra ulaşılan sonuç ne olursa olsun geriye hiç olmazsa bir küçük savaş kalabiliyor. Ve sanımca bir insanı en çok bu savaş anlatıp tanımlayabiliyor."

Son hikâye. Hiçbir şey yazmıyorum, zira şu bölümden sonra kitabı bir kenara atıp yatağa uzandım ve bir sigara yaktım. Yok lan, oda kokarsa anneden bir ton azar işitirim. Sigara falan yakmadım ama düşündüm.

"(...) Tüm bu sözcüklerden sanırım şu sonucun çıkarılması gerekiyor: Aramızdaki her şey bir incelikti Sevil, sana anlatamadığım ve belki de hiçbir zaman anlatamayacağım bir incelik. Benzeri yenilmeleri yaşadığım insan ilişkilerinde de hep aynı incelik sözkonusuydu. İncelik, uyumsuzluk, korkaklık ya da aynı anlama çekebileceğin binbir olumsuz nitelik."

Ekşi Sözlük'te dendiği gibi kitabın epigrafı, Kavafis'in Şehir şiiri kitabın kendisi kadar güzel.

Lunapark Kapandı'da da bir gidemeyiş vardı en kralından. O tabii tuğla gibi roman olduğu için karakterlerin her bir olayını öğrenip gidemeyişlerine bir yorum yapabiliyoruz. Burada öyle değil. Levi'nin hikâyelerinde küçük küçük isteyişler var; görmek, koklamak, son bir kez daha görmek. İnsanlar gitmiyor, gidemiyor ama. Özlemle yetiniyorlar.

Geçmişin yüceltilmiş özleminin Tanpınar'la, İleri'yle birlikte üç güzelinden biri Levi. Hepsi ayrı olsa da Levi biraz daha ayrı, onun öykülerinde sokaklar, apartman daireleri vardır çünkü. İleri'nin apartmanlarının, semtlerinin aksine; apartmanlarla, şehirlerle özdeş insanlar mevcuttur. Kişisel yalnızlık diye bir şey türetip mantıklı olmasını beklesem tokadı basar mısınız? Ben basmam, Levi anlatıyorsa mümkün değil.

H. G. Wells okudum, artık kafama ne zaman eserse yazarım. Okuyacak kitap arıyorum, raflarımdakilerden beğenemiyorum. Sıkıntı var.
İyi geceler.

3 yorum:

  1. Okumak, tanışmak istediğim yazarlardan biri Mario Levi. Bu kitapta, hikayelerde beni çeken bir şey oldu, sanırım bu kitabıyla başlayacağım Mario Levi okumaya.

    YanıtlaSil
  2. Çok da güzel olur, hatta öğrencisi olan bir arkadaşım vasıtasıyla bendeki kitaplarını imzalatmıştım bir hafta kadar önce, çok severseniz sizin için de imzalatabilirim. :j

    YanıtlaSil
  3. Ne güzel bir teklif :) Ama ilk önce almamız lazım ve bu sıralar eşime verdiğim sözden dolayı kitap alımları durdu :( Bakalım bir boşluğa getirip alabilirsem güzel teklifinizi değerlendirmek isterim. Çok teşekkürler.

    YanıtlaSil