Alakarga'dan. Yerli yazarların kalelerinden biri Alakarga, aynı zamanda Saki ve Wells de bastılar, ilgiyle takip ediyorum.

Kadıköy Boğa'da Bir Kadın Bir Adamı Bekliyor, Bekliyor...: Hikmet ve Aliye.
Caner'in yığma usulü klasik; bir karakterin oluşumu derlenmiş olaylarla izleniyor. Günün bir kesiti mesela. Uyanış, kahvaltı, iç dünyanın uğultusu ve motor! Bir de düşüncelerle düşüncelerin monolog haline bürünmesi birbirini köstekleyen unsurlar aslında, öyküde bu da var. Karakteri ben tamamlamak istiyorum, eşelenmemin sebebi bu aslında. Carver'ın insanları buna cuk oturur mesela. Caner'inki bir tercih meselesi, sanatçının kendi yaratısındaki sonsuz tasarrufu.
Hikmet gececi, tekelde çalışıyor ve uzayıp kısalmıyor, bombalamak istediği sıkıcı bir yaşamı var. Aliye dükkana gelince aklının bir köşesi çiçek açıyor, kadının hayatla yakından ilgili olması önemli değil. İçini döküyor, kadınla buluşmak için söz koparıyor. Gecenin ilerleyen saatlerinde Hikmet'i vuruyorlar, Aliye boşuna bekliyor, erkeklere hayırlar dileyerek yoluna gidiyor. Birbirini ıskalayan iki insan.
Mutsuzluğun Süregelen Tarihi: Russell'ın felsefe tarihini mutsuzluk üzerine kurduğunu düşünüyorum, tam olarak böyle bir şey ortaya çıkardı. Cengiz bir konuşmayan adamdır. İçer, dinler, düşünür. Bir içki masasında mutsuzluk bahsi açılır, Cengiz kafasında filozoflar geçidi düzenler, mutsuzluğun düşünce tarihini çıkarır.
Zalim Her Zaman Kaybeder ve Varolma Lokali, kitabın ağır topları. İlki kapitalin biçe saplaya kanını bırakmadığı işçi sınıfıyla, ikincisiyse mutlulukla bezenemeyen bir hayatın değiştirilmesi üzerine. Birkaç güzel öykü daha var, tembelliğimden yazmadım.
Hayali kurum ve kuruluşlar iyi, öyküler iyi. Caner iyi yazıyor, deneyin bence.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder