Fragmanlar. Benim alımlamam şablonu doldurmaya yetmedi, baba imgesi boş bir kabuk. İki anı hatırlarım; fırlatılıp yatağa düştüğüm ve televizyonun önünden geçtim diye tekme yediğim. Gerisinin olmaması iyi, mücadele namına bir şey kazanmadım, kendimden öte bir gölgenin peşine düşmedim. Belki ondan daha iyi biri olma, yıkılmayacak bir aile kurma hırsı, bu kadar. Baba orada olmasa bile bir rakip, kendimi kandırmayayım. Fournier'ye imrendim çünkü yere serilmemiş, ayakta ve babayı yok etmeden, olduğu gibi anlatmış. Çocuk gözünün basitliği babanın işlenmemiş halini ortaya çıkarıyor, yetişkinliğin görme biçimleri anlatıya sığıştırılmamış.

Kitap anneye ithaf edilmiş. Birçok parçadan oluşuyor.
Noel'de Küçük İsa'dan bir tabanca istiyor çocuk, belli bir marka. Bir de anneyi öldürmeyen bir baba lazım, Küçük İsa her şeyi bilir ve mesajı gönderebilir ama mesajı alacak kişi de önemli. Sonuçta baba içmeye devam ediyor ve oğluna markasız bir tabanca alıyor. Her şey yarım.
Babayla çekilmiş bir fotoğraf, çocuk bir yaşında. O müşfik adamın gittiği yerde iyi karşılandığını düşünüyorum, geride kalanlar onu iyi anmışlar. Öldürdüğü hayvanlar için aynı şey geçerli değil. Hiç inek ezmedi, sadece koyunları ezdi ve sıra çobana gelince adamın tam önünde durdu. Belki bir fırt daha lazımdı. Bunun dışında tedavi ettiği hastalardan para almayan bir adam bu, insanlar deliliğiyle kabul etmiş, seviyorlar bir de. Yaşlı bir kadın muayenehaneye girip saatlerce çıkmıyor, baktıklarında uyuyan doktorun önünde sessizce oturduğu görülüyor. Mesela. Yırtık pırtık ayakkabılar, eski püskü elbiseler giydiği için de kendilerine yakın hissetmiş olabilirler. Anne ayakkabıları atınca viziteye terlikle çıkması kadar her hafta intihar teşebbüsünde bulunması da doğal olduğunun kanıtı gibi geliyor; dirseğin iç yüzünden tek bir damar kesilir, ortalık batmasın diye yatağın altına küçük bir kap konur, kan kaba damlar, o esnada okulla, arkadaşlarla ilgili sorular sorulur. Şöyle düşündüm; karbon bazlı yaşam formu olduğumuzdan aldığımız her nefes yaşamamızı sağladığı kadar öldürücü de, paslanıp ölüyoruz. Öyleyse bu da yaşamın başka bir biçimi değil mi? Rutin intiharlar?
Son bir fragmanla bitireyim. 1944, bombalar yağıyor. Baba hiç oralı değil. Herkes sığınaklarda, ölmemek için edilen dualar gökyüzüne yükseliyor ama baba umursamıyor, ne bombaları ne de ölmeyi. "Tanrı'nın 'Ayağa kalkın ölüler!' diyeceği, ölülerin dirileceği gün bile ayağa kalkacağını sanmıyorum." (s. 30)
Babasıyla azıcık meselesi olanlar için bir dünyadır Fournier'nin kitabı, ben kendi babamı yeniden yaratırken kitabı hatırlayacağım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder