19 Haziran 2017 Pazartesi

Tolkien'in Ağacı

"Ben bütün eserlerimde düşmanlarına karşı ağaçların tarafını tutarım. Ağaçların büyümekte hâlâ direndiği her yerde elektrikli testerenin vahşi sesi hiç kesilmiyor."

Mitlerde, fantazyalarda, her yerde ağaçlar. Türkülerde, ritüellerde... İnsanın olmak istediğidir bir bakıma; kökler ölümsüzlüğe ulaşırmış gibi derinde, yapraklar hep değişen, kaotik bir heyecan yaratan gökyüzüne doğru. Sonsuza kadar yaşanırmış gibi. Yeni dallar, yeni yapraklar, yeni bulutlar. Döngülerde yükselen bir yaşam. Alegorisi uzar gider, çeşitlidir. Tolkien gibi bir mit yaratıcısının kullanmaması düşünülemezdi. Elektrikli Testere ve Ejderha başlıklı yazısında Gürses, Tolkien'in mektuplarından ilginç bir bilgi aktarıyor; Entlerin Isengard'a yürüyüşünün Macbeth'teki "Birnam ormanının kalkıp Dunsinane'ye yürümesi" metaforundan esinlenildiğini söylüyor. Bu tür postişlere bayılıyorum; sevdiğimiz yazarların ilham kaynaklarını sezdirdiği ölçüde keyif veriyor. George R. R. Martin'in Hadrianus Duvarı'ndan esinlenmesi gibi.

Sabri Gürses'in derlediği makaleler. Edmund Wilson'dan bir yergi, Öff, Yine Şu Orklar! ve cevap niteliğinde olan Tolkien'ın Ağacı en çok dikkat çekenler kanımca. Kitapta sıralamaları farklı ama Wilson'ınkinden başlarsam daha mantıklı olacak diye düşünüyorum.

Öff, Yine Şu Orklar!: Wilson kısaca şunu diyor: Kitapları defalarca okudum, C. S. Lewis ve birkaç yazarın övgü dolu yorumlarını şuraya bir bırakayım. Hobbit'in "rabbit" ve "Hobb" kelimelerinden geldiğini de yazayım, sonra giydireyim. Çocuk kitabı gibi başlayıp yetişkin kitabına dönüşmesi iyi bir şey değil, zaten yetişkin kitabına da dönüşmüyor, yedi yaşındaki çocuklar bu kitabı çok iyi anlar. Yazar, yarattığı diller için bir dünya kurguladığını söylüyor, hayranların abarttığı gibi muazzam bir alegori yok, politik veya ahlaki hiçbir niyet yok. Aşırı büyümüş bir peri masalı, filolojik bir oyun. Oyunun içinde periler belirip kayboluyor, hatta o kadar kötü beliriyorlar ki herhangi bir derinlikten yoksun kalıyorlar, kişilikleri anlaşılır gibi değil. Basit bir iyilik-kötülük oyununda Frodo'nun dönüşümlerini anlamlı kılacak korkunç olgular yok, mağaralarda yaşayan örümcekler, yerin sekiz yüz bin kat altından gelen yaratıklar somut gerçeklikten zerre nasibini almamış. Gulliver, Gogol, Poe gibi yazarların tekinsiz dünyaları ne kadar rahatsız ediciyse Tolkien'ın dünyası o kadar başarısız, adeta parodilerle dolu. Sauron mesela, üç cilt boyunca inşa edilen bu muhterem zatı, o yüce amacının peşinde koşarken neden göremiyoruz? Her şey bir perdenin arkasında oynuyor, gölgelerden anlamlar çıkartıyorlar. Saçmalık.

Tolkien'ın Ağacı: Colin Wilson, Tolkien'ın esinini tarihsel bir konuma oturtup Romantizm ve takip eden dönemleri ele alarak irdeliyor, bu açıdan oldukça başarılı. Bir diğer olayı da Edmund Wilson'ın eleştirisini hak verdiği ve vermediği yönleriyle ele alması.

Şöyle bir meyil olmuş galiba; üçleme 1950'lerde pek okunmamış ama 1960'ların başında H. P. Lovecraft'ın keşfedilmesiyle birlikte Tolkien'a gereken önem de aynı dönemde veriliyor ve seri fırtına gibi esmeye başlıyor. Wilson, Tolkien'ın yarattığı dünyayı Faulkner'ın, Dickens'ın dünyasına yakın buluyor. Nitelik açısından. Eh, bu biraz iddialı oldu. Wilson da bunun farkına varmış olacak ki Bombadilli bölümlerin, Gimli'nin Galadriel'e methiyeler düzdüğü kısmın biraz daha kısa tutulabileceğini söylüyor. Her şeye rağmen seri iyi, bunun sebebi aralara yüksek edebiyat denen nanenin sıkıştırılması. Tolkien 22 yaşındayken Dickens, Chesterton gibi yakın dönem yazarlarını iyi biliyordu, Wordsworth'ü ve çağdaşlarını sevdiğine dair bir sezgim de var ki biraz araştırınca konuyla alakalı makalelere rastladım. Yürümek, bitimsiz bir doğanın içinde yitmek yolgezer şairlerin işi olduğu kadar Tolkien'in karakterlerinin de işi. Neyse, Wilson örneklemi geniş tutarak ilerliyor ve isim vermeden Wells'in Kipps'ine bağlıyor konuyu, bir de Dickens'ın David Copperfield'ına. Mekandan çıkış yolunu bulmak, sıkıntı verici bir yerden uzaklaşmak veya bir hedefe doğru ilerlemek, bunlar Tolkien'ın etkilendiği izlekler. Peri Masalları Üzerine'yle paralel bir okuma yapıyor Wilson, hayal gücünün işlevi üzerinden yürüyor. Blake ve Yeats'i de araya sıkıştırıveriyor; gezginler, sıkıntı ve özgürlüğü Tolkien'ın yarattığı dünyaya iliştiriyor. Simgesel bir dünya, Edmund Wilson'ın anlayamadığı bir şey Colin Wilson için. Ayakları yere basan bir fantazya, belki de normatif yazının dışına pek çıkmayan bir anlatı burada bahsedilen, tabii Tolkien'a gelmez.

Yukarıda bahsedilen filolojik oyun söyleminin bir yanıltmaca olduğunu iddia ediyor Colin Wilson, benzer hususta Henry James'in Yürek Burgusu için "saf ve yalın bir peri masalı" demesini örnek gösteriyor. Anlatıcı güvenilmez olur da yazarın oyunculluğu evlere neşe katar.

Savaş sahneleri toplamdaki etkiyi bozuyormuş ve daha da önemlisi, Tolkien'a Eliot damarının verdiği etkinin yine Tolkien tarafından bozulduğunu söylüyor Wilson, tabii peri masalı geleneklerine çok fazla bağlılık gösterildiği zaman. "Küçük kahraman" çerçevesi, Tolkien'ın bir parçası olduğu yolunda yorumlanan modernizm karşıtı anlatının zıt kutbunda yer alıyor, bunun Tolkien'ın kendi savını çökertmiş olduğunu söylüyor Wilson. Fantastik hayal gücü bir tür hastane, yorgun insanların güç ve umut bulduğu yer olarak peri masalları denemesinde yer aldığına göre... Ulan cümleyi nasıl toparlayacağımı bilemedim. Öyle olmuyor yani, Tolkien kendi bacağına sıkmış sayılır ama benzerlerine göre kendi yolunu açmıştır, hiç gidilmemiş bir yolda her şey mümkün, her şey olasıdır. Son bir şey; anlatı da Tolkien'le birlikte değişiyor ve masaldan epik bir serüvene evriliyor, bu durumda karakterlerin mesnetsiz dönüşümü gerçekten bir aksama olarak görülebilir. Canavar gibi not almışım, hepsini yorumlayamayacağım burada. Kitabı edininiz. Ben geçen iki haftada 800 TL harcamışım kitaba, bu ay açım. Beş on para vermekten gocunanı rencide ederim.

Başka ne var, aynı makalede yakın zamanda İthaki'den çıkan Arcturus'a Yolculuk'un Yüzüklerin Efendisi'nden çok daha büyük bir kitap olduğu söyleniyor, henüz okumadığımdan bir yorum yapamıyorum. Kitap şu an bana bakıyor ama üzgünüm, okuma listesi kalabalık. 800 TL harcadım diyorum, çok kitap ve az zaman var. Neyse, bir de Lovecraft'la Tolkien arasında kurulan ilişki her ne kadar zayıf olsa da isabetli gibi gözüküyor. "Cücelerin en derin mağaralarının çok çok altında, dünya isimsiz şeyler tarafından kemirilir. Sauron bile bilmez bunları. Ondan da yaşlıdırlar." (s. 45) Tolkien eğer Yüce Eskiler'i falan düşünerek yazdıysa bunu, şu an heyecandan titredim. Kozmogonide nereye yerleştireceğiz bunu, bilemiyorum tabii.

Diğer makalelere girmeden bitiriyorum, Tolkien'i sevenler bu kitabı kaçırmasın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder