Epigrafta Bernhard Berenson'ın bir şiiri. Tamama ermiş bir hayatın benlik yokluğuyla özdeşleşmesi, ölecek bir benliğin kalmaması. Ölümün farkına varacak bir bilinçten söz etmek mümkün değil artık, benlik sayısız parçaya bölündükten sonra yaşamın herhangi bir parçasını taşıyabilmesi için ihtiyaç duyduğu tekilliği tekrar sağlayabilecek duruma gelemez, yaşamın parçaları etrafa dağılır ve toparlanabilenler toparlanır. Hatıralarla aynı meşreptendir bu mevzu, hatta onun bir parçasıdır, belki de yaratıcısıdır, parçalanmadan bilemeyiz ama bir kez dağıldıktan sonra artık her yerdeyiz, ölüm yanımızdan geçip gider, evrenin ilk ışıkları yolumuzu aydınlatır, bir sonsuzun gözlemcisi oluruz. Neredeyse. Çileden geçiriyor yolunu Lispector, okurlara seslendiği bölümde G. H. karakterinin zamanla zorlu bir mutluluk verdiğini, buna yine de mutluluk dendiğini söylüyor. Yaşamın en saf olduğu zaman, bir çilenin uyandırdığı hassaslık ortaya çıkınca beliriyor. Bir yaklaşmanın tamamlanmaması gerek, yarımlıkta uyanıyoruz, yarım kalmanın kıyısında anlıyoruz ki o biricik anda hemen her şeyi anlayabiliriz. Beklentinin ve hiç bir araya gelemeyecek olmanın tam ortasında.

Odanın anlatıcıya bakan gözleri karanlığın içindedir, o bir diğeri olabilecek niteliklere sahip değildir. Nitekim, ışık yandığı an ortadan kaybolur ama böceğin varlığı ışıktan bağımsızdır. Anlatıcının yarattığı kendi "ben"i olmadan bunu anlaması mümkün değil, çatlatıp binlerce çizgiyle ayırdığı bilincinin yansıması, bir başka ben olarak böceğin varlığı olumlanır. Yeryüzünün ilk varlıklarından sayılan hamam böceği, anlatıcının sonsuz yolculuğunun başlarından beri oradadır, ikisi de dünyayla yaşıttır ve Tanrı olarak da adlandırılan o yüceliğin parçaları olarak birbirlerini tamamlarlar. Yine de huzursuzluk kaybolmaz, eminsizliğin bataklığında hiçbir şey yüzeyde kalamaz. "Şimdiye kadar ne ölçüde kendime bir kader uydurup gizli gizli başka bir kaderi yaşadım?" (s. 58) Olanla "muhtemel olan" arasındaki ikilik, huzursuzluğun kaynağı gibi gözükür. Hakikatle ilk temaslarının kirletici olduğundan bahseder anlatıcı, hiçliğe karışır. Böcekle birlikte hiçliğin bir parçası olurlar, "gören" olmaktan çıkıp "görmek" olunur, bedenler değiştirilir ki bilincin içinde ıstırap çekmediği bir hiçliğin ne olduğu anlaşılabilsin. Dilin bu hiçlikte hiçbir anlamı yoktur, canlı olan sevginin sözcük olarak bir anlamı yoktur, o sadece bir edimdir ve bu boşlukta anlaşılabilir, edimin bilinçle olan bağlantısı ortadan kaldırılarak. Monolog olmayan bir monolog belirir, bu boşlukta varlığın sesi tek başına yankılanmaktadır. Yaşamın Cehenneme benzerliği ele alınır, ulaşması beklenen şey/kişi için ulaşılan bu noktadan vazgeçilip vazgeçilemeyeceği düşünülür. Ardından "şimdi"ye düşülür, birbiri ardına açılan varlık kapıları ardından.
Beklenen hatırlanır; öpüşlerin bıraktığı tuz tadı, hiçliğin ve yaşamın nötrlüğüne kazılı tek bir an. Bir sonsuz olarak nokta. Dünyayı kapsayan bir nokta. "Dünya ancak dünya olursam beni korkutmazdı. Eğer dünyaysam korkmam." (s. 86) Bütün oluş biçimleri dünya yoluyla olur, anlatıcının hedefi buraya ulaşabilmektir. Sevgi de bu oluşta kendine yer bulur ve anlatıcının sözcükleri tarafından biçimlenir. Hamam böceği anlatının yardımcısı olarak hâlâ odada bulunmaktadır ama konuşan o değildir. Şimdi beklenen içindir onca söylenen söz, uzaktaki bir düş için ağıt.
Lispector'ın kendini yaratış biçimleri her kezde ayrı bir şaşkınlık doğuruyor, ürkütüyor ve hayran bırakıyor. Tek bir noktadan bir evrene ulaşılabilir, bunu pek az kişi yapabilmiştir, Lispector da onlardan biridir. Bence.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder