Problemler sıralanmış durumda, her biri için ayrı bir başlık var. Hepsinin sonunda kilit bir soru var, sorunun cevabı köfteyi çakınca beliriyor ama mutlak bir çözüm beklememek gerekiyor, zaten cevapları veren Cohen da durumlar üzerinden oluşacak başka problemleri araya sıkıştırıveriyor. The Man From Earth'teki antropolog abinin dediği gibi, "Bir bebeğin içinde bir başkası, Matruşka sinir bozucu bir şey." Keyif alıyor bundan Cohen, mizahını sevdim, felsefeyi çok ciddiye alıp dalgacılığıyla okurun gözünün korkmasını engelliyor. Okur biraz düşünecek, bulmaca gibi yaklaşacak olaya. O zaman keyifli. Ben keyif aldığım birkaç problemi anlatıp bırakacağım.

Beklenmeyen Sınav, beklenen olaylara karşı her zaman hazırlıklı olunduğuna ama böyle bir şeye aslında hiçbir zaman hazırlıklı olunamayacağına dairdir. Bir şey bir kere gerçekleşmişse ikinciye de gerçekleşebilir, hiç gerçekleşmemesinden daha yüksek bir ihtimal doğmuştur artık, o yüzden ikiyi, üçü, dördü de bekleyebiliriz ve buna hiçbir zaman hazır olamayız. Yaşam deneyimlenebilecek bir şeydir, yaşamı böyle bilebiliriz, düşünceler yaşamı kurmaca haline getirir, somut deneyimler onu gerçek kılar. Bunun tersi de mümkündür, kimi zaman. Her koşulda kayıplarımız zaten kaybedilebilecek şeylerdir, onların boşlukta olduğunu unutmamalıyız. Belli bir zaman aralığında bir sınav olacaksak, hoca hiç beklenmeyen bir zamanda sınav yapacağını söylüyorsa her gün yapılacakmış gibi düşünüp sınavı ortadan kaldıramıyoruz ne yazık ki, yaşam mantıksal çıkarsamalarla ters köşeye yatırılabilecek bir olgu değil. Olacakları biliyoruz, seziyoruz ve yine de duygularımızla veya mantığımızla hareket edip farklı bir sonuç bekliyoruz. Sezgilerimize değil, bir başkasına güveniyoruz. Değerlerimizi değil, bir başkasının değerini benimsiyoruz. Kendimizi değil, bir başkasını önemsiyoruz. Sonrasında boşlukta salınırken, "Neden böyle oldu ya bu?" diyoruz. Tam o sırada karanlığın içinden bir fısıltı duyuluyor: "Neden olmasın?"
Sorites Paradoksu da çok bilinenlerden. Bir geminin bütün parçaları yavaş yavaş değişirse o gemi aynı gemi olarak kalır mı? Geminin tinsel niteliği onun gemiliğinde ne kadar etkilidir? Materyalist bir bakışla her şey aynı kalır, sonuçta ne kadar tahtası değişirse değişsin Mustafa diye bir sandal olsa o Mustafa'dır. Yoksa değil midir? Benim için değildir. Nesnelerle ilgili büyük sıkıntılarım var, her birinin karşısında sahneye çıkan bir müzisyenin heyecanını duyuyorum, sanki izleniyormuşum gibi. Mağazalardaki mankenlerin önünden geçerken zirve yapıyor. İşin kötüsü şu; tam tersini de yaşamaya başladım bir süre önce. Erotik hadiselerde karşımdakinin mankene dönmesi bir yana, kendimi de manken gibi hissetmeye başladığımı fark ettim. Eşyaya döndüğümü hissettiğim zaman kendimi bir sebze veya meyve olarak hayal ediyorum. Besin maddesiz halini Yalçın Tosun bir öyküsünde müthiş anlatıyordu, direkt o aklıma geliyor. Yani bir nesne hem kendi halinde vardır, hem kendiliğinden çok öte bir düzlemde vardır, hem de tarafımızca yaratıldığı haliyle vardır. Buradan da Kant'a, Hegel'e ve daha kimlere varırız, özne-nesne ilişkisinden iş uzar gider. Uzatmıyorum.
Bugün yağmur yağacak galiba. Yağmur altında bisiklet sürdünüz mü hiç? Deneyin bir. Nesnelikten kurtuluyorsunuz, dünya üzerinize yağdığında boşluk kendiliğinden doluyor. Ne yazık ki yağmur her zaman yağmıyor, bu yüzden yazları hiç sevmiyorum. Boşlukta tek bir mevsim sürüyor.
Uygulamalı felsefe problemlerinde Harari'nin Homo Deus'ta, Kaku'nun Zihnin Geleceği'nde değindiği meseleler var. Organ naklinden sonra ne ölçüde aynı kişiyiz? Sorites mevzusunun günümüz versiyonu. Bilimkurgu da bu konuda çokça kafa patlattı tabii, beynimizi bir makineye aktardığımızda günümüz hukukunun işlerliği sekteye uğruyor, en basitinden bir örnek: Bir yazarın bilinci, yazarın vücudu öldükten sonra sanal ortama aktarılıyor. Telif hakkı konusunda ne yapacağız? Transcendence ne güzel filmdi mesela, Johnny Depp'in sanal yansımasının gerçekliği çok acayip problemlere yol açıyordu. Başka bir örnek: Klonlanan biri, orijinali öldükten sonra sahibi bankadaki parasını kullanmaya devam edebilir mi, veya bir insan diğer kendine miras bırakabilir mi, onu mirasından men edebilir mi? Bunlar tartışılıyor, tartışılmaya devam edilecek işler. Dünya çok hızlı, hukuk ve benzeri düzenleyicilerin yenilikleri yakalaması gerekiyor, yoksa çok absürt durumlarla karşılaşacağız.
Gestalt, şekil-zemin meselesi, sanat eserinin değeri, topluluğun salahiyeti için azınlığın yok edilmesi gibi konular da çözülmesi gereken başka problemleri taşıyor. Cohen, düşünülecek 101 problem veriyor okura. Ben deniz kenarında çokça düşündüm, bilemediklerimi Duygu'ya sordum, o da bilemeyince denize girdik artık, ne yapalım. İyi ama, düşünmek güzel. Diye de üfürükten bağlayayım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder