Esas oğlanımız Benjamin Benjamin, Johnny Depp'e benzetilen bir adam. Yakışıklılığıyla belli bir yere kadar yürümüş ve felaketler başına gelinceye kadar iyi idare etmiş. Yetmeyecek, hayatını toparlamak için bir şeyler yapmak zorunda. Hasta bakım kursu alıp Trevor'la karşılaşana kadar iki buçuk yıl boyunca içiyor, avare avare dolanıyor ve sıfırı tüketmeye yakın gerçekten bir çıkış yolu bulmaya çalışıyor. Trevor adamımıza yardım ederken kendi meselelerini de çözecek, yolda karşılaştıkları insanlar da öyle. Bir yol filmi olabilirmiş; başrolde Johnny Depp. Little Miss Sunshine'a Depp'i koyun, aşağı yukarı bu roman ortaya çıkar. Yapımcıların parası yetmediği için başka bir aktör koymuşlar gerçi. O adam da iyi oynar, severim.
Hasta adam-sağlıklı adam ilişkisinden yamuk çıkmaz, böyle izledik. Intouchables böyleydi, bizde de Tamam Mıyız? var. Bunların özü kısaca sağaltmadır, birinde eksik olanı diğeri tamamlar, eksikliği özünde gören diğerine ıstırap vermeyi keser falan. İnsan bir başkasıyla bulanır, daha başkasıyla berraklaşır, mesele budur. Kitapta berraklaşan berraklaşana, ben baştan alayım bir.

Trevor'ın babası Bob. Aileyi Trevor doğmadan terk etmiş, ülkenin öbür ucunda yaşarken ara ara tavuk kızartmalarıyla ortaya çıkıyor. Bir açıdan Ben'e benziyor ama Ben kadar başarılı değil, çocukluktan hiçbir zaman kurtulamamış. Kendi kararlarını uygulayamayan, uyguladığı zaman da pek iyi sonuçlar almayan bir adam. Trevor tarafından affedilmemiş, durmadan çabalıyor. Trevor da babasız büyümek zorunda kalmış, üstelik yirmili yaşlarının ortasını bile göremeden ölecek. Affetmeye henüz hazır değil. Ben'le Trevor'ın ortak bir noktası bu baba meselesi, ne var ki Ben için affedecek bir baba yok. Var aslında, kendi.
İyi anlaşıyorlar, Trevor'ın kendine has bir mizahı ve libidosu var; çocuk duygusal bir deneyim yaşamadığı için kadınlara takmış durumda. Bunaltıcı bir durum yok, sadece kadınlar hakkında diğer çocuklardan biraz daha fazla konuşuyor, bu. Ben'in kadınlar hakkında pek iyi deneyimleri yok, bu da başka bir ortak nokta.
Trevor'ın bir haritası var, ABD'nin yerel ilginçliklerini raptiyeliyorlar. Misal, Utah'ta dünyanın en büyük hamburgeri, Houston'da dev bir maden. İş sadece harita yapmakla kalmıyor, Trevor ülkeyi dolaşmak istiyor ve annesine bu fikrin Ben'den çıktığını söylüyor. Amacı anneyi peşinde sürüklememek, Ben'le çok daha güzel ve kolay bir şekilde yolculuk edebilirler. Başta kovuluyor Ben, zira yolculuk çocuğun sağlığı için hiç iyi bir fikir değil ve bir bakıcının yapması gereken en son şeylerden biri, böylesi tehlikeli bir fikri çocuğun aklına sokmak. Ne var ki Bob trafik kazası geçirip birkaç kemiğini kırınca yola çıkmak için bir bahane bulunuyor. Baba ziyaret edilecek, minibüsle ülkenin öbür ucuna. Anne, Trevor'la Ben'i onlarca nasihatten sonra yolluyor.

Yolda bir araç kendilerini takip ediyor ve Ben, Janet'ın peşlerine bir dedektif taktığını düşünüyor, zira boşanma kağıtlarını imzalamayı reddettiği için başka uygulamalar devreye girebilir. Janet inatçı bir kadın. Dot'la tanışıyorlar, kız tam bir erkek fatma. American Beauty sendromu diyelim buna da. Babası bir türlü büyüyemeyen bir adam, sıkıntı aynı. Dot, tayfaya katılıyor. Yolda hamile bir kızla sevgilisini de araca alıyorlar. Kadro tamamlanıyor.
Ben birkaç kez takipçi aracın şoförünü yakalamaya çalışıyor ama beceremiyor, üstünü başını parçalıyor falan. Şoför, Dot'ın babası çıkıyor. Adam kızının peşini hiç bırakmamış meğer, yüzlerce kilometre boyunca takipteymiş. Konuşuyorlar ve kız mevzuyla yüzleşip babasının aracıyla birlikte gidiyor. Trevor babasıyla yüzleşiyor ve elde var iki. Ben boşanma kağıtlarını imzalıyor ve elde var üç. Mutsuz -hiçbir şeyin geri alınamayacağını fark etmek- ama mutlu -yeni başlangıçların varlığından haberdar olmak- son.
Yolculuk faslı süper, yazar sinemayla alakalı bir şeyler okuduğu için film gibi akıyor her şey. Keyifli.
Filmi pek tutmadım, Ben'i kendi düşüncelerinden izlemekle dışarıdan izlemek arasında dünya fark var. Romanı daha iyi, böyle bir hikâyeyi anlatıcının ve kahramanın ağzından dinlemek isterim. Tercih meselesi.
Domingo böyle kitaplar basıyor genelde, iyi. Çeviri de oyun çubuğu gibi garabetler dışında iyi.
Domingo Patti Smith'in kitaplarını bastığı için göynümde torpilli biraz galiba ne bileyim, ne görsem ay ne güzel işler yapıyorlar diyorum.
YanıtlaSilEvimde hep çok kasvetli kitaplar var, bazen kafamı dağıtmak için şöyle ölümsüz, intiharsız, kasvetsiz, mümkünse uyuşturucusuz fkjsk kafaları çizmesiz tatlı kitaplar okumak istiyorum. Bahsettiğin üslup sorunu benim için büyük mesele, bunalıyorum çünkü GERÇEKTEN tüm kitaplar ama tüm kitaplar bahsettiğin formülle yazılıyor sanki artık... Belki de ben güzel kitapları yakalayamıyorum artık, o da olabilir.
Denk gelirsen yaşadın, denk gel dsf.
SilBana Bilgiçlik Taslayan Adamlar'ı okusana.