5 Nisan 2017 Çarşamba

Mine Söğüt - Beş Sevim Apartmanı-Rüya Tabirli Cinperi Yalanları

Öykü Gazetesi öykümü bastı. Okuyup gömerseniz sevinirim. Ben gömdüm, oyun oynayacağım diye kantarın topuzunu kaçırdığım yerler olmuş ama iyi yine de. Güzel yazmışım yani. Aferin bana. Basın tokadı.


Ateşten korkuyorum. Musallat olduklarını sanmam ama birkaç hadise yaşadım, yarı profesyonel -işin profesyonelliği tamamen tartışılır ama meseleyi bu şekilde hikâyeleştirmek hoşuma gidiyor, inançla hikâyenin birbirine karıştığı noktada bir seçim yapmıyorum, inandığım şeyi gerçek veya hayal diye ayırmıyorum, cebimdeki bir taş olarak her yere götürüyorum, zaman zaman çıkarıp bakıyorum ve her daim yanımda çakmak taşıyorum ki her an yanımda olabilsinler, görebilsinler, konuşabilsinler, insan bir ölçüde kaçıktır ama sadece bir ölçüde ve çoğunlukla yalnız kaldığında, umacıları belki sıfırdan yaratır, belki zaten var olan kalıplara oturtur ama bir yere koyar işte, bu ara sözü de bir yerde bitirmek lazım diyorum, önceki cümle unutuldu gitti- yardım aldım ve bir müddettir rahatım, rüyalar görmüyorum, ayak sesleri kesildi, kağıt hışırtıları sustu, bunun yanında gözümü her kapadığımda etrafımda bir şeylerin havalandığını, dolapların kapaklarının açılıp kapandığını düşünerek uyuyorum, kurtulamadım, inanıyorum. In the Mouth of Madness ve Sandman'deki kedili hikâye: İnandığınız ölçüde gerçektir. Söğüt de aynını yazmış; dünyayı gördüğünüz ölçüde yaratırsınız, gerçeklik bunun dışında kalabilir. Kalsın, hayırlısı neyse o olsun. Ateşten korkarak yaşamak gerekirse öyle yaşansın. Korkmuyorum, Söğüt ateşin içinde cinleri gördürüyor ve eski öcümü diriltiyor ama tanıdık bir öcü bu, üstesinden gelinebilir. Bilinen musibet bilinmeyeninden iyidir. Bu durum beni Beş Sevim Apartmanı'nın bir sakini yapmaz, orada işler biraz daha karışık.

High Fidelity'de bir mevzu var; depresyona girildiği için mi pop -bildiğimizden değil- dinlenir, pop dinlendiği için mi depresyona girilir, bu tarz. Burada da cinperiler musallat olduğu için mi öyle, yoksa tam tersi mi geçerli, bir muamma var ama sanıyorum ilki, zira korku filmlerinden falan biliyoruz ki bir mekanda aşırı travmatik olaylar yaşanırsa kırıntıları mekanda kalır. Duvarlar sünger gibi çeker acıyı, korkuyu ve başkasına boşaltıverir. Mezarlığa bakan evler bu gibi sebeplerden ucuzdur bence, bir de efsaneler dolaşır, bu evin bulunduğu arazide eskiden yatır vardı, eve taşınan herkes beyninin büyük bir bölümünü bırakıp gitti falan. Yine inanca geliyoruz, vesveseniz varsa veya karanlığa uzun süre bakarsanız o da size bakmaya başlar hesabı. Karanlık vücut bulur hatta, boş dairelerde yaşamaya başlar. Cihangir'deki Beş Sevim Apartmanı'nda olduğu gibi.

Mine Söğüt bu romana kadar tek bir öykü bile yazmamış, süper bir başlangıç. Rüya tabirlerinin izleği olaylar arasında güzel bağlamalar çekiyor, o da iyi. Bölüm bölüm cinperi yalanlarını ve gerçek hadiseleri karşılaştırmalı olarak görüyoruz, yalanların ilk paragrafları aynı, Cihangir'den karşının manzarası. Anlatıcı önce bu manzarayı anlatıyor, sonra evin öbür tarafından görülen apartmana geçiş yapıyor. Beş dairede beş garip insan yaşıyor, belki de yaşamıyor. Bakacağız. Yalanlar rüya formunda beliriyor ve güzel bir bilinçaltı çöplüğü çıkıyor karşımıza; doğru olmayan simgelerin psikanalitik karşılığı gerçek olaylarda açıklanıyor, hikâye içinde hikâye. Psikolog Samimi'nin beş insanla olan ilişkisinin yanında kendi hikâyesi de var, üç katman oldu. Bir de anlatıcı var, dört katman ama anlatıcının aklı başında gibi gözüküyor, orada bir numara yok. Olsaymış keşke; ben farklı bir final yazdım kafamda ki buna çok müsait bir sonu var romanın. Herkes kendi sonunu kendi yazsın istemiş olabilir Söğüt, öyle istememişse bile herkesin hayatına kimse karışamaz, ben öyle yaptım.

Doktor Samimi, beş odalı evinde halasıyla yaşıyor. Beş daire dedim ama oda da olabilir, bilemiyorum. Bence daire. Neyse, içine son derece kapanık, ördüğü duvarlardan toz dahi sızmayan Samimi -ironiyi kes- Bey, sevdiği Gülizar'a kavuşamıyor çünkü cinler musallat oluyor kendisine. Halası ölüyor, cinlerle bir başına kalıyor. Ömrünü cinlerin var olmadığını ispatlamaya adıyor, bu sırada işinden oluyor ve kendini eve kapatıyor. Beş kusurlu, gerçek ve yalan hayatın arasında kendisinin günlüklerini okumak mümkün. Günlüklerinde ne var, cinlerle olan tecrübeleri, hayale boğulu gerçekleri falan, yarı sezgisel, yarı şiirsel, kalmayan kısımda da bilimsel iç döküşler, zırvalamalar var.

Hadiseler. Beş yaşam. Cinlerin var olmadığını ispatlamak için akıl hastanesinden rüşvetle beş hasta alıyor Samimi Bey ve dairelere kapatıp incelemelere başlıyor. Beş hasta, on hayat. Bu hayatların içinde aile facialarından geçilmiyor ki bilirsiniz, aileler son derece öldürücü olabilir ve çoğu insanın kendisini ailelerden koruması gerekir. Cinsiyet, kimlik bunalımları, sevgisizlik, çarpık zihinler derken rüyalarda buluşulan cinperilerin mevzuya el atmasıyla alternatif gerçeklikler yaratılıyor. Bir cadının yanında büyüyen kız çocuğu, kız çocuğu olduğunu sanan bir erkek çocuğu, terk edilince kaldığı yurtta cinayet işlemeye başlayan çocuk derken beş adet yalan hikâye anlatılıyor. Rüyalarla bir. Rüya tabirleri tabii yol gösterecek hikâyeye, bildiğiniz gibi psikanaliz rüya tabirlerine tepki olarak doğmuştur. Tabii ya. Gerçek hikâyeler daha soluk, parıltısız ki yalan olanlarının daha çekici olması anlaşılabilir, inanmayı seçtiğimiz yalanlar daha az acı verici. Savunma mekanizması bu; idrak kendini korkunç gerçeklerden korumak zorunda. Cinlerden değil, cinler Kur'an'da birçok surede, birçok surette geçiyor. O zaman inanın en hastalar, size cinler musallat oldu, sizi periler gıdıkladı, hayatlarınız bu yüzden berbat oldu. Korkunç babalar, eğik boyunlu anneler, dekor toplum, işsizlik, mutsuzluk, bunların hepsi muhteşem bir bütünlük oluşturduysa da inanması kolay olanlar bunlar değil, gerçek her zaman inanmaya gelmez, o yüzden çabuk kendinizi koruyunuz ve deliriniz. Gerek cinli, gerek cinsiz.

Apartmanın gerçek hikâyesinde yine bir facia, kedili kadın vakası var. Huriye Hanım'ın kocası oğlan ister, Huriyanım beş adet kız doğurur ve doğduktan kısa süre sonra ölen bu bebeklerin hepsine Sevim adını verir. Beş Sevim Huriyanım. Kocası arazi olunca kedilere bakmaya başlar, mahallenin bütün kedilerini evinin önüne toplar. Kedi mi acaba onlar? Hiç sanmam. Neyse, bir gün ortadan kaybolur ve ölüsü bulunur. Kediler apartmana gelmeye devam eder. Sonrası Samimi Bey'in mevzusu.

Son okurun yaratımına açık dedik, nasıl alımlarsanız alımlayın. Binada yangın çıktığı zaman bir tek Samimi'nin cesedi bulunur, diğerlerinin izi yoktur. Anlatıcı ve mahalleli evdeki insanların varlığından haberdardı, öyleyse Samimi'nin inandığına inandıklarını varsayıyoruz. Peki biz neye inanıyoruz, neye inanmalıyız? Anlatıcının tamamen dışarıdan olduğuna inanmıyorum, cinlerden biri olabilir, dolayısıyla kedilerden biri olabilir, Samimi'nin cinperi yalanı olabilir. Cinler tarafından ele geçirilmemeye çalışıyordu Samimi, geçirilmeden az evvel beş hastayı da öldürdü. Cinperi yalanı olan hangisiydi; cinayetleri mi yoksa deneyi mi? Uydur uydur söyle boyutuna geliyor olay ki pek severim, ihtimallerin sonu yoksa gerçeğin de sonu yok. Hatta gerçeğin önemi yok.

Deli sevdim, şiddetle tavsiye ederim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder