Önsöz St. Kilda'yı ve uğradığı yıkımı anlatıyor, bu örnek üzerinden diğer yıkımlara ve yapay sorumlulara bakış açımız biçimlendiriliyor. Bu adanın insan eliyle yaşanmaz hale getirilmesinin Büyük Auk nam bir kuş yüzünden olduğunun düşünülmesi, kuşun yargılanmasına ve adada bir daha görülmemesine yol açıyor. 1930'larda tamamen boşaltılan adadaki uygarlıktan geriye insanın somut bir düşmanı olarak görülen kuştan ve son derece saçma bir yargılamadan başka bir şey kalmıyor. Bir diğer örnek de Paskalya Adası. Nüfus artışının yol açtığı savaşlar ve sınırlı kaynakların tükenmesi, insanları suçlayacak bir şey aramaya yönlendiriyor ve önce din adamları, sonra tanrılar suçlanıyor. Heykellerin yüzleri tanrılara değil, dağlara dönüyor. Saf bir ekolojik yıkım ve bunun sebebi insanlar, başka bir şey değil ama insan bunun üstesinden gelemeyecek kadar bencil.

"Günah Keçisi" Terimi adlı bölümde terimi ilk kez William Tyndale'ın 1530 tarihli İncil çevirisinde kullandığını öğreniyoruz ve Tyndale'ın kara koyunluğuna şahit oluyoruz. Kendisi İncil'in çevrilmesinden ve çiftçi yamaklarının bile bu çeviriyi okumasından sorumludur. Kilise için olumsuz bir durum. İçeriği bilinmeyen kutsal bir kitabın gücüyle yüzyıllardır yönettikleri insanlar aydınlanmaya başlarsa koyunlar kolaylıkla güdülemeyecekti, dolayısıyla Tyndale günah keçisi haline geldi. Dünyevi işlerle uğraşan çevirmenlerin ruhanilikten uzaklaştıkları ve çevirilerinin gerçek içeriği yansıtmadığı söylendi, sonrasında Tyndale yakalandı, boğuldu ve cesedi yakıldı. Az sayıda destekçisi bu vahşeti engelleyemedi. Thomas More bile kendisine düşmandı, kendi çevirisindeki bölümleri kullanarak Tyndale'ı suçladı ve insanoğlunun aptallığı bir kez daha ortaya çıktı.
Günah Keçisi Kelimesinin Tanımı. Calvino'nun bir öyküsünde iktidar sahibi insanlar bir süre sonra öldürülür, yerine ölümü göze almış bir başkası getirilir. Tarihte bunun örnekleri var, Güney Amerika uygarlıklarında yöneticiler belli bir sürenin sonunda öldürülürdü ama bu ritüelin başka insanların üzerinde uygulanmasını sağladılar. Kurban edilme töreninde önce hayvanlar, sonra insanlar kullanıldı. Bu ritüellerle insanoğlunun kirlerinden arındığı düşünülürdü, pagan inanışlarda ve semavi dinlerde dahi varlığını sürdüren bir olgu.
Kral ve Günah Keçisi. Kralların yönetimindeki insanlar için suçlanacak kişi kraldı, tanrıların yeryüzündeki yansıması. Kıtlık zamanında krallar, sonrasında papalar ve ruhani hiyerarşinin üst katmanlarında yer alan diğer insanlar felaketlerden kurtulmanın yolunu bulmak zorundaydı, ortadan kaldırılmamaları için. Muktedir olanlar halkı korumalıydı, yiyeceklerin stoklanması ve dış tehlikelere -günümüzde de olduğu gibi çoğu zaman yaratılmış olanlar dahil- karşı bir güven ortamı oluşturulması muktedirlerin sorumluluğunu oluşturuyordu. İngiliz ve Fransız tarihinden pek çok örnek bu olguyu irdeler, Campbell tarihten örnekler vererek kralların, şamar oğlanlarının ve üst düzey yöneticilerin kurban edildiği pek çok olayı anlatır.
Hristiyanlık, İsa ve Yahudilik incelemenin önemli bir bölümünü oluşturur, yakın tarihte yaşanmış olaylar -11 Eylül 2001 ve devamında yaşananlar, Mortgage Krizi ve diğerleri- günümüzdeki günah keçilerini üretmede ne kadar başarılı olduğumuzu gösterir, bir sürü şey.
Sosyal felaketler karşısında insanoğlunun verdiği tepkileri anlamak açısından güzel bir araştırma.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder