Birçok metin, birçok yazar. Aralarından seçiyorum. Adsız bir metin, ilk. Güney Afrika'da 77000 yıllık bir dikdörtgen tablet bulunmuş, üzerinde üçgenler ve dörtgenler var. Ne anlama geldikleri bilinmiyor, Minos'un Linear A'sından çok daha eski. Biraz daha ilerleyince Lascaux'daki mağara resimleri. Bunların anlamları aşağı yukarı biliniyor, hatta Berger da dahil pek çok adam bunlar için kafa patlatmış ve işlevlerinden estetik boyutlarına pek çok ögeyi ortaya koymuş. Kelly üsluba dikkat çekiyor, bunlar hikâye anlatımının biçimleriyse, "bir varmış bir yokmuş" türünde mi okunuyorlardı yoksa direkt mevzuya mı giriliyordu? Formdan bunu çıkarmak mümkün değil, sadece anlatımı öncelediği söylenebilir. Gılgamış Destanı için de aynı şey söylenir; farklı biçemler ve türler içerdiği için bulunan versiyonunun öncesinde başka versiyonlarının da olduğu düşünülür. Sanatçıların isimleri yoktur tabii, o zamanlar sanatçı imgesi ve aidiyet tam olarak oluşmamıştı. Sonuçta isimsiz metinler ve isimsiz yazarlar kalıyor geriye, gizemleri muhtemelen hiçbir zaman çözülemeyecek.

Kutsal metinler konusu derya deniz olduğu için dokunmaya cüret etmiyorum, günümüze doğru yaklaşıyorum. Yunan tiyatrosunu da es geçiyorum, incelenen kayıp metinleri bir de ben kaybedip Dante'ye ulaşıyorum. "Eserlerini bitirmeden bırakmak onda bir alışkanlık haline gelmişti," diyor Kelly, tamamlama işi kardeşlerine ve evlatlarına kalmıştı, Commedia'nın eksik kısımları onların çabaları sayesinde oluştu ve eseri onlar yayımladı. Cervantes'in de buna benzeyen bir Galatea'sı var ama bir türlü tamamlayamamış. Kelly, Cervantes'in mektuplarından ve yaşamından parçalar sunarak bu yarım kalmış eseri ömrünün yarısı boyunca nasıl tamamlamaya çalışıp başarısız olduğunu anlatıyor. Shakespeare'i de Cervantes'e bağlayabiliriz, Fletcher'la birlikte yazdıkları Cardenio, Don Quixote'tan yola çıkılarak yaratıldı. Shakespeare'in metni çevirisinden mi okuduğu, özgün hali üzerinde mi çalıştığı soru işareti olarak duruyor. Shakespeare'in farklı yazarlarla yaptığı çalışmaların izini sürmek zorlaşıyor, aitlik meselesinin yanında anonimlik de ortaya çıkıyor ve yazarın büyük sözleri, başkasının adı altında ortaya çıkıyor veya kayboluyor.
Günümüze doğru gelmeye devam ediyorum, Dickens'ı almalıyım. The Mystery of Edwin Drood yarı yarıya tamamlanmışken Kraliçe Victoria'ya eserinden parçalar okuyor Dickens ve kraliçe dilerse öykünün nasıl biteceğini anlatabileceğini söylüyor. Victoria kabul etmiyor ve üç ay sonra, eser tamamlanmadan ölüyor Dickens. Yarım kalan bir eser daha. Ölümünden altı yıl önce ciddi bir tren kazası geçiren Dickens, iki bayanı trenden indirdikten sonra geri dönüp Müşterek Dostumuz'un taslağını ve brendi şişesini alıyor. Eserlerinin kaybolmaya bir adım uzakta olması heyecan verici geliyor sanırım, başka bir açıklama düşünemiyorum. Tamamlanmayan eseri üzerinde dönen efsaneler de bir başka ilginç. Bir kadının medyum tutup Dickens'ın ruhuna ulaştığını ve eserin bu şekilde tamamlandığını söylemesi başta olmak üzere çok ilginç şeyler yaşanmış.
Flaubert, Dostoyevski, Swinburne, Zola, Rimbaud, Kafka, Burroughs, Plath ve Perec de yakın tarihli ağır toplar. Kelly kayıp/tamamlanmamış eserler üzerinden yürüyor, bu iyi ama yazarların dönemindeki edebiyat ortamını, yazarların yaşamlarını ve alakalı pek çok detayı da ele aldığı için müthiş kapsamlı bir eser çıkarmış ortaya. Hikâyelerin ilgi çekici olması bir yana, kitapların akıbetleri sonsuzluk içinde dalgalanıyor ve uzak zamanların uğultusundan başka bir şey kalmıyor geriye. Kelly, yakalayabildiklerini bir araya getirmiş, çok da iyi yapmış.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder