Samson, Grossman'ın gözünden biraz bu mertebeye yaklaşıyor ama yine de son bir intikam için göklere başvuruyor, Filistinlilerin evlerini başlarına yıkarken Tanrı'dan gelen iman gücüyle kendisini ve düşmanlarını yok ediyor. Yaratıcının sillesi olarak görevini yerine getirdiği söylenebilir, peki Grossman'ın günümüzün bilimsel verileriyle on bin küsur yıl önceki bir karakteri yorumlayarak yeniden inşa etmesi, karakterin silleliğini ve kulluğunu doğru bir biçimde oluşturabilir mi? Sanmıyorum, günümüzden geriye bakınca her şey güncel şemalara uydurulabilir ama bu Freud'un çıkarımları gibi bir iş değil; Freud Oedipus'un komplekse yakalanmış olduğunu söyleseydi bu saçma olurdu. Eh, Grossman biraz maniple ediyor Samson'u açıkçası, çok daha basit yaşamların sürdürüldüğü zamanları karmaşık aygıtlarımızla yorumluyor. İyi bir uğraş aslında, Samson günümüzde yaşasaydı icat ettiğimiz kavramlara uyum sağlama biçimlerini davranışların kodlarını çözerek anlayabilirdik böylece. İbrani mitolojisi olay ağırlıklı olduğu için malzeme zenginliği had safhada, psikolojik çözümlemeler etimolojik veriler incelenerek, Samson'un ve ailesinin edimleri üzerinden gerçekleştiriliyor. Grossman sadece psikanalizden yararlanmıyor, edebiyattan sosyolojiye pek çok disiplinle bağlantılar kurarak kahramanın yolculuğunu inceliyor.

İsrail'in bir kralının, bir otoritesinin olmadığı, Midyan, Kenân, Moab, Ammon ve Filistiya İbrani kabilelerinin birbiriyle mücadele içinde olduğu zamanlarda Tanrı'nın meleği kısır bir kadına görünür. Kadın, meleğin "kendisine geldiğini" söyler, çiftleşme anlamı da taşıyan bir deyiş. Kadının bir çocuğu olacaktır, bu çocuk Tanrı'ya Nezîr olacaktır, işi budur yani. Annesiyle babasına ait olmayan bir çocuk aslında, Tanrı'nın mülkiyetinde bir evlat. Misyonu Filistinlilere kan kusturmak olacak. Olağanüstü özelliklere sahip bir çocuğu tam olarak kendi çocukları gibi göremiyor anneyle baba, bu yüzden sağlıklı bir ilişki kuramıyorlar. Kadın daha en başta kocasına olanları anlatırken çocuğun görevinden bahsetmiyor, taşıyıcı anneliği uzun süredir yolu gözlenen bir çocuğun doğuracağı mutluluğu baltalıyor. Kocayla arasında bir mesafe, çocukla arasında çok daha büyük bir mesafe. "Tanrı tarafından sömürülme" izlenimi çıkıyor ortaya, sonuçta kadın çocuk istiyordu ama bu biçimde değil. Öleceği günün de melek tarafından dile getirilmesi sonucunda anne, çocuğundan iyice kopuyor ve onun sağlıklı kararlar verebilme becerisini daha en başından baltalıyor, aklı zaten karman çorman olmuş babanın da pek bir yardımı dokunmuyor çocuğa, o halde Samson'un kendini mahvetmesinin ilahi emir mi, yoksa öz yıkımdan kaynaklanan bir mesele mi olduğu konusunda hâlâ muallaktayız. Birincisinin temelinde ikincisi de anlaşılır hale geliyor, darmadağın edilen umutlar ebeveyni yıkıyor, ebeveyn çocuğu yıkıyor, çocuk kendini ve Filistinlileri yıkıyor. Tanrı'nın pek de adil davranmadığını söyleyebiliriz Grossman'a göre.
Rembrandt'ın resmini inceleyen Grossman, Manoah'ın -kocanın- yüzünü patates çuvalına benzetiyor, bir eblehin vereceği tepkiyi yüzünden okuyabiliyoruz. Adsız anneyse dimdik, göğüslenmiş. Şöyle bir tabir var, hoşuma gitti: "Oğlu daha doğmadan önce 'kamulaştırılan' bir çift." (s. 43) Kocasına meleğin söylediği her şeyi söylememesi kadınlığın bilgeliğiyle ilgili, adamın böyle bir meseleyle başa çıkamayacağını düşünüyor ki daha hamile kalma durumunun yarattığı huzursuzluk var. Babanın meleğe çıkışır gibi olması bundan. Sonrasında gerçekten de Tanrı'nın elçisiyle karşı karşıya olduğunu anlayıp gereken saygıyı gösteriyor ama o zamana kadar olanlara pek bir anlam veremiyor gibi gözüküyor. Samson doğduktan sonra da oğluyla pek yakın değil, araya ilahi bir duvar girmiş durumda. Çocuk büyüyor, güçleniyor ve Filistinlilere kafa tutar hale geliyor. Bir anlamda kendini tartıp aslan öldürdüğü zaman ortaya çıkan bal onun sanatçılığını da uyandırıyor, sebep olduğu ölümün güzel bir şeye dönüşmesi yaratıcılığını tetikliyor ve ölüm makinesine dönüşmesine yol açıyor.
Samson'un çıkmazlarına bakıp bitiriyorum, Samson'un sevdiği bir kadınla başlayalım. "En büyük dileğinin, birinin onu mucizevi niteliklerinden dolayı değil, onlara rağmen, basitçe, bütünüyle, doğal olarak sevmesi olduğu gerçeğini kucaklayabilseydi?" (s. 50) Samson'un kabul edilme isteğini hiç kimse göremiyor, kahramanın yalnızlığı o kadar büyük ki yaşam alanındaki insanlardan anlayış göremeyince en olmadığı şeye yöneliyor; zıddına. Muhtemelen Filistinli, fahişe Delila'ya aşık oluyor ve onun yatağına giriyor. Kendi sonunu getirecek adımları birer birer atıyor Samson, özgürlüğü yakalamak uğruna. Tanrı tepede bir yerde izliyor ama Samson umutlu, anlaşılacak ve anlaşıldığı gibi sevilecek, olduğu kişinin sevilmeye değer biri olduğunu anlayacak. Kenara kadar yürüyor, kendini tamamen açmadan önce üç kez yalan söylüyor, en sonunda gerçeği söyleyip -Delila'ya gücünün kaynağının saçları olduğunu söylemesi son nokta- uçurumdan aşağı bakmaya başlıyor. Kendisi atlamayacak, o gücü bir başkasına, aşık olduğu kadına vermiş durumda. Aşkla ilgili o söz, hemen bir yerlerden çıkar: Aşık olduğunuz kişiye bir silah vermiş olursunuz, namlunun size çevrilmemesi tek dileğinizdir. Çevrilir, Delila satışı koyar, Samson'u yakalatır. Sonrasında yine yıkım, yok oluş, Samson'un gitmek istemediği bir yere sürüklenmesi.
Basit, anlaşılır bir insan olarak Samson oldukça ilgi çekici, semavi meselelerden sıyrıldığı zaman, sıyrıldığı ölçüde tutunacak bir şey arayan, acısını dindirmeye çalışan bir adam. Grossman, mitik imajın arkasındaki çocuğu insan olmanın -insan olmamanın, bir yandan- sancılarıyla değerlendiriyor, çok iyi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder