Ferit Edgü, Demir Özlü gibi zamanın kral bunaltıcıları bilinirken nasıl oldu da bu roman gözden kaçtı? Bilbaşar da bir toplumsal gerçekçi olarak sonraki roman ve öykülerinde bu doğrultudaki mevzular hakkında yazmışsa da ilk romanı olan Denizin Çağırışı, basıldığı yıl olan 1943'te pek ilgi çekecek bir muhteva barındırmıyordu herhalde. Memleket süper, köyler şahane, şehirlere köy ruhu aşılamalıyız edebiyatı söz konusuyken, tek parti iktidarının güdümünde bir şeyler yazılıp çizilirken normal bir durum. Bir on yıl sonra basılmalıymış, o zaman değeri bilinirmiş belki. Neyse, bu kitap bizdeki ilk varoluşçu hikâyeyi anlatmaktadır. Şurada güzel bir makale var: Ben bir makale linkiyim.
Epigraftan giriyorum: "Çıktığın yolda, bugün yelken açıp yapayalnız / Gözlerin arkaya çevrilmeyerek, pervasız / Yürü! hür maviliğin bittiği son hadde kadar / İnsan âlemde hayal ettiği nisbette yaşar."

Başa sarmak lazım: Adamımız kasabadan şehre geliyor. Beş yıllık öğretmenlik yaşamı iyi gelmemiş, İzmir'de başka bir yaşam arıyor. Kronolojik bir anlatı yok, geri dönüşler vasıtasıyla şimdiyi anlamaya çalışırız. Adamımız giderek babasına benzemektedir ve daha çok benzemek için elinden geleni yapar. Geceyi ve şiiri beğenmez mesela. "Karanlığa ve geceye bir şeyler borçlu olmayan şair pek az bulunduğundan, bütün şairleri dünyanın en sevimsiz yaratıkları sayardım." (s. 10) Annesini hatırlar, yoksulluğu hatırlar ve geçmişinden yakayı bir türlü kurtaramaz. Özlemin yanında yenilmişlik de hisseder, geçmişinden getirdiği ve kendisini yaratıp tekrar yok eden etkenlerdir bunlar. Gerçekleşmesi için çabalayıp başaramadığı diğer olaylar sıkı bir politik eleştiridir. Devlet adamlarının taş koyduğu eğitime yönelik değişimler, sosyal baskılar derken idealist memurların şevki kırılıyor. Bizimki de şevki kırılanlardan biri.
Aşık olduğu kadınlar annesiyle geçirdiği zamanların sonucudur, annesinin kehanetini bir türlü gerçekleştiremez ve absürt ilişkileri hep sonuçsuz kalır. Sefil, mutsuz, diğer insanların gözlerinin önünden kaybolmayan bir vitrin mankeni. Tedaviyi bulur ama kendine uygulayamaz: "Eğer ben günün birinde Adalet Bakanı olursam, tüm canileri, katilleri toprakla eğitirdim." (s. 104) Köy edebiyatına zıplama tahtası adeta.
Edebiyatımızın en ilginç güvenilmez anlatıcılarından biri bu adam. Kesinlikle okunması gereken bir kitap.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder