
Aile de bir acayip; babası haftada bir geneleve giden bir bay, annesiyse normal anne. Torun sevdasında, bu yüzden oğlunu evermeye bakıyor. Ailede bir sıkıntı yok, bir anne figürü aratacak kadar baskın da değil anne. Zorluklar içinden gelmişler, Anadolu'da oradan oraya gitmişler ve Aydın da zorlukla okumuş. Bunun getirdiği bir sıkıntı var ister istemez, Aydın'ın girdiği zengin ortamların müsebbibi bu.
Sekreter Güzin Hanım. Olmasa da olurmuş, kurguya bir katkısı yok. Aydın'ın sağduyusu görevinde ama pek akibet değiştirmişliği de yok. Kardeşi anarşik olaylardan hapis yatıyor, Aydın'ın duyduğu yakınlık buradan kaynaklanıyor muhtemelen. Davayı sattığını düşündüğü için.
Aydın'ın aşık olduğu kız, Hârika. 16 yaşında. Dünya güzeli. Ve kutuplar kadar soğuk. Anne Şaziye Hanım. 40'larına gelmiş vamp bir kadın. Aranıyor, Aydın'a da sarkıyor.
Semra'nın ailesi, Hâdi Bey mesela. Bir nakliyat şirketinin, hatta holdingin başı. Bu romanda da nakliyat şirketinin, daha doğrusu nakliyat şirketindeki bir efendinin çevirdiği katakulliler var ki direkt Anafor namlı bir diğer Bener romanını çağrıştırıyor. Neyse ki araya PKK'yı sıkıştırmamış Bener, o da olsaymış tam olurmuş.
Sos olarak araya atılan sol-sağ kapışmaları var, biri zaten Aydın'ın hayatında. Bir diğeri, Aydın'ın Bostancı'da Barba Niko adlı bir meyhanecinin oğlunun olayı. Yunanistan'da cunta sonrasında yaşanan bir çatışmada öldürülüyor. Jale'yle Murat'ın yarattığı bir sen-bizi-sattın havası var üstüne. Fena.
Olay şu: Aydın bu Hârika'yla tanışıyor annesinin vasıtasıyla. Şaziye Hanım tam bir leş anne; otoriter ve kızına nefes aldırmayan cinsten. Aydın da kızı buldu ya, bütün sıkıntılara rağmen evlenmek için elinden geleni yapıyor. Bu sırada işi dolayısıyla tanıdığı bir gümrükçünün vasıtasıyla Bostancı'da işlenen bir cinayet davasını inceliyor. Bir tamirci varmış, evlenmiş ve kızın anasının tacizine maruz kalmış. Tam bir sapkın ilişkiler yumağı. O cinayetteki olayların çok benzeri Aydın'ın da başına geliyor. Okuyucu düşünüyor, lan bu Aydın aslında şizofren olmasın, iki farklı olay ileride birleşiyor olmasın diye. Lakin öyle bir şey yok, son derece düz bir şekilde bitiyor roman. Evleniyorlar, Hârika meğerse bir başkasını seviyormuş, o başkası da Şaziye Hanım'ın sevgilisiymiş de, Hârika o adamdan hamile kalmış da. Eef.
Pek başarılı bulmadım ben, Erhan Bener'in sadık okuyucuları dışında pek ilgi çekeceğini de sanmıyorum. Birkaç cümle ayırmıştım da tipik boğuntular, yazma gereği duymadım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder