6 Temmuz 2012 Cuma

H. G. Wells - Görünmeyen Adam

İki gündür Gecenin Sonuna Yolculuk'u yazmaya çalışıyorum, bitmiyor. KPSS geliyor, çalışmaktan hiçbir şey okuyamıyorum. Psikolojim bozuldu, monitöre kafa atıp, "Seni dövecem olm," diyorum. Aklımı iyice kaybetmemek için gıdım gıdım okuduğum bu kitabı yazacağım şimdi ve odama dönüp testlerimin başına oturacağım. Öf.

Romanı iki bölüme ayırabiliriz. İki bölüme ayrılmayan romana ben şahsen roman demiyorum. İkiye kesinlikle ayrılabilecek. Öyle yaz Allah yaz, tek bölüm, yok öyle bir şey. İki.

İlk bölümde yabancımız var yine, H. G. Wells'in fiks kurgusu. Yabancı Iping'e geliyor, Iping küçücük bir yer, tek bir hanı/oteli var. Neyse, geldi bizimki. Otele yerleşti, odasında yemeğini yedi ve istasyonda kalan eşyalarını aldırmak istedi. Bayan Hall ve Bay Hall otelin sahipleri, Millie diye bir kız var yanlarında çalışan. Önce bunlar anlıyor adamdaki garipliği tabii. Adamın yüzü müzü hep sargılarla örtülü. Pembe burnundan başka bir şey görülmüyor. Kıllanıyor bizimkiler tabii, kıyafetlerini de çıkarmıyor adam. Aldırıyorlar istasyondan malzemeleri bir gün, adamımız sokağa iniyor ve civardaki köpeklerden biri ısırıyor bunu. Köpeğin sahibi görüyor olayı, özür diliyor ama bizimkinin umrunda değil. Önemli olan tek şey malzemelerinin odaya taşınması. Malzemeler de binbir çeşit şişeden ibaret, e köy de çok küçük olduğu için garip adamın varlığından kısa bir süre sonra herkes haberdar oluyor. Pazar günleri kiliseye gitmemesini falan yadırgıyorlar dsfd. O sırada bir doktor sokuyorlar gizemli adamın odasına, neler döndüğünü anlaması için. Doktor giriyor, bir iki şangırtı, bir kahkaha, beş dakika sonra telaşla çıkıyor ve kendini bir bara atıyor. Diyor ki, "Yav o adam ya görünmez, ya da benim aklım pırtladı." Yaa, kalırsın öyle.

Kilisede hırsızlık oluyor bu arada. Sesler duyduğunu sanan rahip sağa sola bakıyor ama bir problem gözükmüyor. Ecinnilere bağlıyorlar olayları genelde. Tabii daha hiçbir şey ortaya çıkmadı, köydekilerin hiçbir şeyden haberi yok. Bir yerde patlıyor tabii yabancımız.

Bayan Hall odada eşyaların hareket ettiğini görüyor, nalbant çağırıyorlar. Nalbant kendinden gayet emin, odaya büyü yapıldığını ve bir at nalı vereceğini söylüyor. Gayet doğal bir şekilde ama. Büyüye, öcülere inanç tam.

Patlama yerine gelelim. Yabancının parası yok, bu yüzden ödeme yapamıyor üç gündür. Biraz da asabi bir abimiz. Bunu akılda tutalım, adamın psikolojisini incelerken işimize yarayacak. İşte hesap soruyor Bayan Hall, paramı vermedinler, büyücü müsün senler, bir sürü şey. Bizimki de, "Eeh car car car başımı yedin!" diye bağırıp burnunu çıkarıyor, kadının eline veriyor. Takma burunmuş meğer. Tabii o arada çığlıklar, bağırışlar... Meydandakiler otele koşuyor, köyün polisi Jaffers da geliyor. Odadaki adamımıza saldırıyorlar, tabii havaya saldırıyorlar aslında. Adam görünmez. O sebeple sağlam bir sopa yiyorlar. Adamımız çok güçlü bir de, çat çat indiriyor bir yumrukta, bir tekmede. Süper. Yine de yakalanıyor, kelepçeler takılacakken de kaçıyor. Köy tehdit altında.

Daha önceden de söylemiştim, H. G. Wells romana direkt müdahale eden bir yazar. Şöyle bir şey diyor mesela: "Sekizinci bölümde anlatılanlar çok kısa." (s. 53) Vallaha mı? Söylemese göreceğiz, iki sayfacık bir şey zaten. Ahmet Midhat gibi iki saat ayrıntılı açıklamalar yapmıyor ama yapıyı kusurlu bir hale getirdiği için sıkıntılı.

Bay Marvel'la karşılaşıyor adamımız. Marvel'dan köye dönüp malzemelerini almasını, eğer alırsa büyük bir ödül kazanacağını söylüyor. Üç tane defter var ki en önemli malzemeler bunlar; içinde görünmezliğin şifreli formülleri mevcut. Marvel gidiyor ama satar gibi oluyor bizimkini, handa takılırken adam kendi geliyor, ortalığı karıştırıp yok oluyor yine. Marvel'ı bulunca iyice tehdit ediyor. Çok kötü bir şey lan, görünmez ve deli güçlü bir adam var, seni tehdit ediyor. Yapabileceğin hiçbir şey yok. Sıkıysa gitme peşinden. Gerçi Marvel kaçmayı başarıyor, helal olsun.

İkinci bölüme geldik, ilk bölümde han ve kaçış vardı. Burada görünmezlik açıklığa kavuşuyor ve olaylar çözülüyor.

Doktor Kemp adamımızın üniversiteden arkadaşıymış, gerçi oraya biraz daha var. Marvel kaçmayı başarmıştı, koşarak geldiği kasabadaki hana giriyor ve faciayı haber veriyor. Saklıyorlar bunu, içerisi kalabalık biraz. Polis falan var. Giriyor görünmeyen adam, şenlik başlıyor. Tabancalar falan ateşleniyor. Yaralanmıyor, doğruca Kemp'in evine. Yiyor, giyiniyor falan. Doktora kendisini ele vermemesini söylüyor, bu arada da görünmezliğin sırrını anlatıyor. Şu:

Kandaki alyuvarlara rengini veren maddeyi renksiz hale getirmek. Saydam cismin ışığı kırmasını engellemek için de elektromanyetizm kullanıyor dinamolar vasıtasıyla. Bu işi yapmak için babasının parasını çalıyor, babası da borçlarını ödeyemiyor böylece ve intihar ediyor. Ardından Griffin -adamımızın adı Griffin'miş, o noktadan sonra Griffin diye geçiyor- kaçıyor, deneylerine devam ediyor ve başarılı oluyor en sonunda, bu arada parası bitiyor tabii. Bir oda kiralıyor, ev sahibi yaşlı bir kadın. İşkilleniyor o da, çeşitli tatsızlıklar derken evi yakıyor Griffin. Adam sorunlu ve son derece tehlikeli. Deney yaparken kendini yanlışlıkla süper kahraman haline getirmiş iyi yürekli bir insan değil yani.

Kemp satıyor Griffin'i haliyle. Aslında saçmalık; bu kadar zeki bir adamın Kemp'in peşinde tedbirsizce koşması, hölö hölö diye adam kovalaması büyük mallık. "Gel lan buraya!" diye bağırırken civarda toplanmış onca insanı sallamaması da öyle. Kendi sonunu kendi hazırlıyor yani ama böyle saçma bir şekilde bitmemeliydi, daha akıllıca davranmasını bekliyor insan Griffin'den.

Son bölümdeyse Wells'in ya gerçekse finali var. Diyor ki o hanlar manlar yerinde, giderseniz hancı beyi görürsünüz, olay hakkında konuşabilirsiniz ve defterlerin kendisinde olmadığını söyler, ama aslında kendisi yalancı bir hayvan götüdür ve defterleri saklar, şifreli yazılardan bir bok anlamadığı için de mükemmel bir buluş tarihin tozlu sayfalarında kaybolacaktır falan. Duy da inanma, ama eminim ki gerçekten gidip araştıran, soran insanlar vardır.

Kitap böyle, görünmezliğin kullanıldığı ilk kitapmış zannediyorum. Wells işte, güzel bilimkurgu. Çok da güzel değil ama güzel.

Böyle. Lan bir iki dua et kari, bir iki dua et de öğretmen olayım. Sınav yarın. Gidip çalışıyorum ben.

2 yorum:

  1. Güzel bir kitaba benziyor,en yakın zamanda okuyacağım. :) Yorum için teşekkürler. :)

    YanıtlaSil
  2. Herbert Uells dahi bir yazar kesinlikle okumalisiniz romanlarini))

    YanıtlaSil