
Üç, Özgentürk'ün klasik anlatısı da başarılı. Meyhanede adlı öyküde, işte, meyhanede oturan adamın kendi ölümünü görmesi, sisler dağılır dağılmaz görüntünün kaybolması ve arka arkaya içilen rakılar anlatıcının ailesini yitirdiği düşüncesini gerçekle bir kılıyor, yalnızlığı ağırlaştırıyor. Anlatıcı anılarına dalıp giderken hiç tanımadığı biri çıkıyor, Fırat'ta birlikte balık tuttuklarını, çocukluk arkadaşı olduklarını söylüyor. Anlatıcı bozmuyor hiç, adamı dinliyor, tekrar görüşmek üzere ayrılıyorlar. Tuhaf bir gece, gençliği unutturduğu için güzel. Bu anlatıya bolca geri dönüş, zamanda sekiş katalım, Boşlukta çıkıyor ortaya. Akademisyen bir kadının bir gününü takip ediyoruz. Uyanıyor, kasıklarında ağrı. "Bedeni doğal varlığını özgürce yaşamak isteyen ikinci bir kişilik gibiydi." (s. 31) Bir ikilikle karşılaşacağız ama bunun için öykünün sonunu beklemek zorundayız, gerçi öykünün adı ipucu veriyor. Neyse, hazırlanması lazım. Engin'le görüşecek. Yemek yiyecekler, sevişecekler, kadın aylardır bu günü bekliyor. Aklına Engin'in karısı geliyor, "O kaltak kocamı elimden aldı!" dediğini hayal ediyor, sevişirken nasıl inlediği gibi detayları düşünüyor. Bir yandan da katı bir disiplin altında geçirdiği gençliği geliyor aklına, bu iki parça birbirinin etrafında sürekli dönüyor. Geçmişten anılar, Engin ve eşi. Birtakım akademik meseleler giriyor araya, Türkiye'de kadının sosyal ve sınıfsal konumuyla alakalı incelemeler, feminizmle alakalı söylemler, fikirsel donanım. Engin'le sevişmek üzereyken boşluğu duyumsuyor, etrafındaki boşluk, soluk aldırmayanından. Lambanın etrafında dolanan pervane böceğinin ölümünü kendi boşluğuna katıyor, boşluğun kirli sarısında yiten Engin'i duyumsayarak kendi huzursuzluğunda kayboluyor. Ağır bir öykü bu. Kadının yetiştiriliş biçimi ve parçası olduğu toplumun katılığı onmaz bir yara, durmadan kanıyor. Kitaptaki en iyi öykü diyeceğim.
Ölüm Nasıl Geldi, kalabalıkların içinde eriyip giden insandan uzaklaşıp farklı tür bir kayboluşa odaklanıyor. Yusuf Ali eski bir saz sanatçısı, en iyilerinden. Hiç kayıt yapmamış, dinlemek isteyenler doğrudan kendisini bulmak zorunda. Kasabaya ölümün geldiğini seziyor ama nasıl geldiğini anlamıyor, kara pelerinine sarılmış olarak mı? Hayır, ailesinin kent yaşamına uyum sağlamak için hıyanete kapılmalarıyla. Oğlu, gelini, torunu, hepsi Yusuf Ali'de yara açıyor. Oğlu bağlamasını satıyor adamın, torunu dalga geçiyor, bu tür şeyler. Ölüyor Yusuf Ali, bu çağda yapılacak en onurlu, huzurlu iş.
Diğer öyküler bu iki konu etrafında dönen öyküler. Kentle kırsalın çürüme biçimleri farklı olsa da insanların mutsuzlukları, hayal kırıklıkları ortak. Bu ortaklığı gözler önüne seriyor Özgentürk, gayet iyi öykülerle.
mükemmel sayfa :))
YanıtlaSil