24 Nisan 2019 Çarşamba

Steven Hall - Köpekbalığı Metinleri

Biçimsel oyunlara boğulmak için birebir. Yapraklar Evi kadar uçuk değil ama yine de uçuk. Kağıt İnsanlar kadar karakter odaklı değil ama karakterler gizemi sürdürebilecek kadar aklı başında, yazarın dokunuşlarına gerek kalmayacak kadar otonom, bu açıdan çok başarılı bir kurulum gerçekleşmiş, hikâye de tipik bir postmodern belirsizlik taşıdığından bir sonraki adımı tahmin etmeye cüret edebiliyor okur, yazarın kesin çizgilerle kurmadığı bir anlatının parçalarından biri olabiliyor. Kapakta Rorschach testindeki desenlerden var, belki de bunu imliyordur, okur ne görmek istiyorsa onu görsün, gizemi çözdüğünü düşünsün ama çözemesin, aslında her şeyin rüya olup olmadığını düşünsün, belli bir doğrultu tutturulmasın, ne şiş yansın ne kebap, aşk arayan aşk bulsun, macera arayan köpekbalığından kaçmaca sırasında keyif alsın, herkese ve her keseye bir anlatı olsun. İyi valla. Deli bir metin kısaca, her şey yüzüyor, karakterlerin kimlikleri konusunda kuşkuya düşüyoruz, ölümün ne olduğu konusunda da kuşkuya düşüyoruz, üzerine düşünmemiz lazım. Her şey ölümün bir metaforu olabilir, olmayabilir, iç içe geçmiş anlatılardan çıkarabileceğimiz çok şey var. Sakatlık Eric Sanderson'ın, anlatıcının ta kendisinden başlıyor. Kendine geldiği odayı bilmiyor, sadece nefes almaya odaklanıyor ve duyularına yavaş yavaş kavuştuktan sonra aynanın karşısına geçiyor ve yirmilerinin sonunda, yorgun, solgun bir adam görüyor. Dudakları istemsizce hareket ediyor, kendi adının harflerini oluşturuyor. Hiçbir şey hatırlamıyor, kim olduğuna dair hiçbir şey bilmiyor. Bir profesyonelden yardım almaya karar veriyor, psikoloğa gidiyor ve bir yabancıdan kişiliğinin parçalarını bir araya getirmesini umuyor. "Füg" diyor psikolog, travmaya bağlı ani çözülme. Fiziksel olarak bir problem yok ama ölümün yol açtığı bir kayıp var, psikolog Eric'e kız arkadaşının hayatını kaybettiğini, o zamandan sonra yavaştan kafayı sıyırdığını söylüyor. Clio Aames, hukuk fakültesinde okuyan bir kız, Eric'le birbirlerini gerçekten çok seviyorlar, anlatı açıldıkça ortaya çıkacak bu. Hatta sevgilerinin derecesini de anlayacağız, sevgide bir son noktanın olmadığını göreceğiz. Neyse, psikolog Eric'e bir anma gecesi düzenlediğini, cenazede yer aldığını söylüyor. Üç yıl önce olmuş bunlar, psikolog her şeyden haberdar, Eric'le ilk kez görüşmediklerini anlıyoruz. Eric kendine gelir gelmez yakınlarında kendisine bırakılmış bir zarf buluyor. Mektup, telefon ve kroki. Mektup, Eric'e ne yapacağını söylüyor. Araba anahtarı tamam, Doktor -psikolog- Randle tamam. Mektup İlk Eric Sanderson'dan. İlk füg değil bu yaşanan, öncesinde Eric yine kendisini sıfırlanmış bir halde bulmuş. İlkinin direktiflerine uymak zorunda, kendisi on birinci Eric. On bir. Hatırlamadığı tek bir olay, Clio'yla çıktıkları Yunanistan tatili varken bu karanlık nokta bütün yaşama yayılıyor ve Eric'i amnezi tedavisi görürken yakalıyor, böylece her şeyi baştan anımsamak zorunda kalıyor Eric. Psikologdan bir uyarı da alıyor, daha önceki gibi kendi kendine, sonraki kendi için yazdığı mektupları umursamayacak, hatta okumayacak. Tedavisi için bu çok önemli, kendisini dinlememesi gerek. Tam bir teslimiyet isteniyor kendisinden, oysa "kendisi" diye bir şey olmadığı için umursamaya meyilli değil pek.

Metin pek çok bölümden oluşuyor ve bazı bölümler tamamen grafik/görsel(?) parçalardan oluşurken bazıları bu şekilde başlıyor. Örneğin ikinci bölümün başında sayfaya rastgele dağıtılmış harfler var, bazıları anlamlı bütünler oluşturuyor. Rüya imi. Güzel fikir. Eric uyanıyor ve kendi evinde olmadığını fark ediyor, Eric'in evinde. Henüz Eric'in kişiliğine kavuşmuş değil, belki de kavuşamayacak. Başkasının yaşamını sürdürmeye çalışıyormuş gibi, depersonalizasyonun dibine vurmuş durumda. Tek bir Eric olduğunu düşünüyor, geride bıraktığı bisküvilere baktığında bir başkası tarafından yenmediklerini düşünüyor. Çabalıyor kısacası. İkinci mektubu bulduğunda aklı iyice karışıyor, İlk Eric Doktor Randle'a güvenmemesi ve inanmaması gerektiğini söylüyor, geri gelmeyeceğini ve her şeyin ebediyen uçup gittiğini söylüyor. Direktiflerine devam ediyor, ikinci bir zarf var, üzerinde Ryan Mitchell yazıyor ve İlk Eric bu zarftaki bilgilerin hayat kurtarıcı olabileceğini söylüyor. Bizim Eric yazılanlara inanıp inanmayacağını bilemiyor, kimliği üzerine düşünmeye devam ediyor ve felsefeye kayıyor mevzu, Zenon paradokslarından Herakleitos'a zaman, mekan ve kişilik meseleleri inceleniyor. Örneğin kendi bedenini düşünüyor Eric, yedi yılda bir vücudun bütün hücreleri yenileniyorsa kişilik aynı kalabilir mi, aynı mıdır? Her şey buharlaşıyor ve katılaşıyor, Eric kendinden nasıl emin olabilir? Kedisi Ian dışında bildiği ve güvendiği pek bir şey yok, psikoloğa mektupları okuduğundan bahsetmiyor ve seansları sürdürüyor. Bir yandan Clio'yu ve Eric'i düşünüyor, Eric'in varlığını düşünüyor, sonra ampul kolisi geliyor, halının üzerinde gözlerini açtıktan yaklaşık on altı hafta sonra. Bir ara bölüm, köpekbalığıyla ilk karşılaşma. Sözcük uğultuları, dünyanın sözcüklerden ibaret bir görünümü, masa yerine masa formunda "MASA" yazısını görmek, Eric yavaş yavaş bu noktaya doğru geliyor ve köpekbalığının düşünsel temelleriyle karşılaşıyor. "Suyun altındaki gölge, insan ağındaki dördüncü dereceden kokuyu alır. Giderek yüzeye yükselen, kavisli bir imleyen; hızlı ve kararlı kara bir yüzgeç ideası, nesilden nesle aktarılabilir kültürel bilgi fışkırmasıyla birlikte aramızdaki mesafeyi bir hamlede aşar." (s. 47) Bildiğimiz köpekbalığı ama metafizik bir boyutun varlığı, zihinsel bir parçalanmaya yol açabilecek kadar tehlikeli. Koliden sadece köpekbalığının bilgisi değil, bir sürü defter ve video kaydı da çıkıyor. Ampul Fragmanı adlı bölümlerde Clio ve Eric var, tatildeler, kendilerine özgüler ve çok tatlı bir ilişkileri var. Her ilişkinin kendine has gariplikleri onların ilişkisinde de var. Bu bölümlere pek bulaşmayacağım, Eric'in nasıl bir sarsıntı geçirdiğini anladığımızı söyleyip geçeyim.

İşler iyice garipleşiyor, evden gelen sesler artıyor ve televizyon ekranında birtakım biçimler, sözcükler beliriyor. Koca bir O harfi, harfin etrafına dizilmiş bir sürü "göz" sözcüğü. Dikizleniyor Eric, köpekbalığı çok yakınında. Koliden çıkan mektupları okumaya başlayıp hayvan hakkında bilgi sahibi olmaya çalışıyor. Bir Ludovician, tamamen kavramsal bir balık cinsi. İnsan etkileşiminin akıntılarında ve sebep-sonuç ilişkilerinde dolanan bir varlık. Benlik algısıyla besleniyor, anılardan besleniyor, koliden çıkan diktafon ve besleme kablolarının yaratacağı kavramsal döngünün Ludovician'ı kendisinden uzak tutacağını söylüyor İlk Eric, balıktan kurtulmak için birtakım efsanelerin varlığından bahsediyor ama orijinal bir yol bulmak zorunda Bizim Eric. İş doksan sayfada çok ilginç bir yere geldi, kim olduğunu hatırlamayan bir adamdan anılarla beslenen bir köpekbalığına bu kadar sayfada geldik, metin 520 sayfa. Her şeyi anlatamayacağım, elektromanyetizmle metafiziği bağlayan bölümlerden entrikalı ilişkilere kadar pek çok şey var ama çok özet geçip bırakayım. Ampul metninin bir şifreyle yazıldığını söylüyor İlk Eric, metnin okunabilmesi için şifrenin ne olduğunu anlatıyor, grafikler verilmiş ki okur olarak gözümüzde canlandırmakla uğraşmayalım, direkt görüp köfteyi çakalım. İlk Eric -İE- devam ediyor, Ludovician'ı tebelleş edenin İE olduğunu öğreniyoruz, Clio'yu geri getirebilmek için Doktor Trey Fidorous adında bir adamı aramaya başlıyor. Adamın Clio'yu nasıl geri getireceğini bilmediğini söylüyor İE, burası biraz muallakta kalmış gibi gözükse de mesele sonradan anlaşılıyor. Neyse, adamın peşinde Hull'a, Manchester'a, Blackpool'a gidiyor, kütüphaneden altgeçitlere pek çok noktada dolanıyor ve Na-Mekân Keşif Heyeti'nden yardım istiyor. Aslında orada olmayan bir noktada Ludovician'ı bulup serbest bırakıyor. Mektupta bu bölümleri anlatırken anılarından parçalar geliyor aklına, balıktan bahsetmek bile bilincinin her köşesini aydınlatıyor, belki de sonsuza kadar yitirmeden önce son bir uyanış. Na-mekân hoş bir kavram, insanın biçimlediği alanların dışında kalan ve ya hiç umursanmayan ya da farkına bile varmadığımız karanlık bölgelerden oluşuyor. Bilinçle fiziksel dünya arasında bir bağlantı noktası oluşturuyor Hall, bunun üzerinden yok edici bir balıkla her şeyi temizlemeye çalışıyor ama fark etmek isteyen, umursayan insanlar balığa karşı koymak için uğraşıyor sonunda. Bizim Eric'in farklı bir gerçeklik boyutunda yaşadığını -yaşıyorsa- düşünmemiz için sebeplerimiz var, karşısına çıkan kadın Clio'yu oldukça andırsa da Clio değil, dünya bildiği dünyaya benzese de tam bir aynılık yok, zaten bilinen dünyada kavramlardan ve sözcüklerden oluşan bir köpekbalığının saldırısına uğramayız. Umarım.

Bir gazete kupürüyle bitiyor metin, Eric Sanderson'ın cesedinin bulunduğuna dair. Şaşırtmaca veya gerçek, artık emin değildim sona ulaştığım zaman. Kısacası, evet, oyun budur, kurmaca budur, ders gibi bir metindir bu. Sıkı okurlar ve bir şeyler yazanlar kaçırmamalı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder